Berzin Arşivi

Dr. Alexander Berzin'in Budizm ve İslam konularındaki Arşivi

Bu sayfayı Metin Versiyonu olarak değiştirin. Ana Geziyi Atla

Anasayfa > Tibet Budizmi'nin Temel Öğretileri > 2. Düzey: Lam-rim (Tasnif Edilmiş Aşama) Bilgileri > Budist Etik Davranışı: Pratik bir Yaklaşım

Budist Etik Davranışı: Pratik bir Yaklaşım

Alexander Berzin
Moskova, Rusya, Ekim 2009
Türkçe’ye çeviren: Yeşim Özben

Etik öz disiplin Budist yolun temel bir parçasıdır. Fakat etik tüm ruhani geleneklerde bulduğumuz bir şeydir; sadece ruhani geleneklerde de değil, etik tüm toplumsal sistemlerde bulunur. Budist etiği “Budist” yapan şeyin ne olduğunu belirlemek için, bunu Dört Asil Hakikat bağlamında incelememiz gerekir, yani Buddha’nın verdiği temel öğretilerin temelinde.

Dört Asil Hakikat Bağlamında Etik Davranış

Birinci Asil Hakikat: Hepimiz Acı Çekeriz

Yaşamın ilk hakikati hepimizin hakiki acılar çektiğidir. Öncelikle, ıstırap ve mutsuzluğa dair sıradan acılar vardır. Sonra, sıradan mutluluğumuzla ilişkili sorunlar vardır; örneğin mutluluğun asla uzun sürmediği ve asla tatmin edici olmadığı gerçeği. Bizi neyin sırada beklediğini asla bilmeyiz ve gerçekten mutluluğa eriştiğimizde, bu genellikle mutsuzluğa dönüşür. Söz gelimi, çok fazla dondurma yemek karın ağrısına yol açacaktır. Son olarak da, ilk iki türdeki acının temelini oluşturan her şeye yayılmış acılar vardır. Her şeye yayılmış acılar, kendileri de rahatsız edici duygular ve tutumlarla güdülenmiş takıntılı karmik eylemlerimizin yol açtığı kontrolsüz olarak tekrarlanıp duran yeniden doğuşumuzdur (San. samsara). Bu rahatsız edici duygular ve tutumlar, şeylerin nasıl var olduğuna ilişkin davranışsal neden-sonuca dair farkındalık yoksunluğu veya cehaletten ileri gelir. Bu farkındalık yoksunluğu, ilk iki türdeki acıları yaşamaya zemin oluşturan türdeki yeniden doğuşa haiz olmaya devam etmemize yol açar. Dolayısıyla, farkındalık yoksunluğu rahatsız edici duygular ve tutumlar geliştirmemize sebep olur; bu da takıntılı davranmamıza yol açarak, bizim kontrolsüz olarak tekrarlanıp duran yeniden doğuşlara haiz olmamıza neden olan karmik potansiyeller yaratır. Kontrolsüz yeniden doğuş, ilk iki türdeki acıların, mutsuzluğun ve asla uzun sürmeyen ve asla tatmin etmeyen sıradan mutluluğun inişlerini ve çıkışlarını yaşamanın temelinde yatan şeydir.

İkinci Asil Hakikat: Acıların Nedenleri

İkinci asil hakikat acıların hakiki nedenleridir. Acıların hakiki nedeni bizim farkındalık yoksunluğumuz (davranışsal neden-sonuca dair farkındalık yoksunluğu ve gerçekliğe dair farkındalık yoksunluğu), bu farkındalık yoksunluğunun sebep olduğu rahatsız edici duygular (açgözlülük, şehvet, öfke, naiflik) ve bu farkındalık yoksunluğu tarafından güdülenen takıntılı karmik eylemlerdir.

Üçüncü Asil Hakikat: Acı Çekmeyi Durdurmak Mümkündür

Üçüncü asil hakikat, bu üç türdeki acının hiçbirinin tekrarlanmaması için bu farkındalık yoksunluğunu gerçekten sona erdirmenin mümkün olduğudur.

Dördüncü Asil Hakikat: Acı Çekmeyi Durdurmanın Yolu

Dördüncü asil hakikat, acı çekmenin durmasını sağlayacak hakiki zihin yolu veya anlayış yoludur. Hakiki yol, davranışsal neden-sonuç ile gerçekliğin doğru anlaşılmasıdır. Kontrolsüz olarak tekrarlanan yeniden doğuştan özgürleşmeye yönelik güçlü azimle birlikte bu doğru anlayışı geliştirirsek, ilk iki asil hakikatten (hakiki acı ve nedeni) özgürleşir ve kurtuluş denen şeye ulaşırız. Fakat, başkalarına en iyi şekilde yardımcı olmak için daha derine inmemiz gerekir; zihnimizi her şeyin birbiriyle bağlantılılığını anlamaktan alıkoyan manileri aşmamız gerekir.

Her şeyin nasıl birbiriyle bağlantılı olduğunu anlarsak, davranışsal neden-sonucu da bütünüyle anlayabiliriz. Bu da başkalarına en iyi nasıl yardımcı olacağımızı bileceğimiz anlamına gelir; onlara öğrettiğimiz her şeyin etkisinin ne olacağını biliriz. Sevgi (başkalarının mutlu olmaları ve mutluluğun nedenlerine haiz olmaları dileği) ve şefkate (başkalarının acılardan ve bunun nedenlerinden özgür olmaları dileği) dayanarak, kurtuluş ve aydınlanma yolu boyunca herkese yol gösterme sorumluluğunu almamızı sağlayan fevkalade kararlılığı geliştiririz. Fakat, mevcut durumumuzda bunu yapamadığımızın farkına vararak, bodhichittayı geliştiririz. Bodhichitta ile, diğer herkesi aydınlanmaya taşıma amacında gerçekten başarıya ulaşmak için, aydınlanmaya önce kendimiz ulaşmayı amaç olarak belirleriz. Gerçekliğe dair anlayışımızı bu bodhichitta motivasyonuyla birleştirirsek, o zaman aydınlanmaya ulaşır – bir Buddha oluruz.

O halde, birkaç cümleyle, Budist yolu budur. Etik öz disiplinle, daha kötü yeniden doğuş hallerinden kaçınmak ve bunun yerine daha mutlu yeniden doğuş hallerine erişmek için yıkıcı bir biçimde davranmaktan imtina ederiz. Bununla beraber, diğer pek çok ruhani gelenek de cennette daha yüksek yeniden doğuşa nail olmak için etik öz disiplin öğretir; daha yüksek bir yeniden doğuşa erişme amacı münhasıran Budist değildir. Budizm’de bu düzeydeki etik pratik (daha iyi yeniden doğuşa erişmek için olumsuz, yıkıcı davranışlardan kaçınmak) kurtuluş ve aydınlanmaya giden yolda bir atlama taşı teşkil eder. Aydınlanmaya erişmek için gereken çalışmayı yapabilmek için pek çok daha yüksek yeniden doğuşa haiz olmamız gerekir; bundan dolayı, etik davranış pratik etmenin çok olumlu bir amacı bulunur. O halde bu düzeyde pratik yapmayı Budist kılan, sonunda kurtuluşa ve aydınlanmaya nail olmak için bodhichitta motivasyonuyla etik disiplin pratik etmekte olduğumuzdur.

Üç Yüksek Alıştırma

Budizm’de ya bireysel kurtuluşa ulaşma motivasyonuyla ya da aydınlanmaya erişme motivasyonuyla pratik edilebilen üç yüksek alıştırmadan bahsederiz. En yüksek alıştırma, yüksek ayırıcı farkındalık alıştırmasıdır. Bu, gerçeklik ile fantezi veya yanılsama arasındaki farkı anlama becerisidir.

O halde, ayırıcı farkındalık zihin karışıklığı veya cehaleti tam ortasından yararak alaşağı etmeye yönelik keskin bir baltaya benzer.

Bu yüksek ayırıcı farkındalığı uygulayabilmenin temelinde yatan unsura yüksek konsantrasyon veya yüksek içe çekili konsantrasyon denir. Konsantrasyon, bir nesneye, bilhassa şeylerin gerçekliğine dikkatimiz dağılıp başka bir şeye kapılmadan veya körelmeden odaklanma – ve istediğimiz kadar uzun süre boyunca bu şekilde odaklanmaya devam etme becerisi anlamına gelir. Bu yoğunlaşma becerisi, baltayla doğru nişan alma becerisine benzer; baltayı daima hedefin üzerine, karışıklığı kesmek istediğimiz noktanın tam üzerine indirebilmemiz gerekir.

Yüksek konsantrasyonun temeli yüksek etik öz disiplindir ve bu da burada konumuz olan etik ve disiplin hususlarının devreye girdiği noktadır. Yoğunlaşabilmek için, dikkatimiz dağıldığında onu doğru yöne sevk edecek disipline ihtiyacımız vardır ve sersemleyip uykumuz gelmeye başladığında dikkatimizi doğrultabilmemiz gerekmektedir. Bu amaçla, baltayı kullanabilmek için gerekli kuvvete sahip olmak gibi disipline ihtiyacımız vardır. O halde, etik öz disiplin konsantrasyonun zemini veya ön koşuludur; bu da en yüksek ayırıcı farkındalığın temelini oluşturur.

Yoğunlaşma yalnızca boşluk üzerine meditasyon yaparken veya başka bir nesne üzerine meditasyon yaparken dikkat etmemiz gereken bir husus değildir. Yoğunlaşma, tüm durumlarda üretken bir biçimde odaklanma anlamına gelir. Söz gelimi, birine yardım etmeye çalışıyorsanız, o kişinin ne dediğine konsantre olmanız gerekir. Dinlemelisinizdir; zihniniz dağılıp başka bir şeye takılmamalıdır. Örneğin: Yemek ne zaman? gibi şeyler düşünemezsiniz. Ayrıca, tetikte olmak ve dalıp gitmemek için de dikkat etmeniz gerekir. Söylenmesi gereken doğru şey, söylemenin faydalı olacağı şey veya yapmanın faydalı olacağı şey ile uygunsuz ve faydasız olacak şeyler arasında ayrım yapmak için (işte ayırıcı farkındalığın bir diğer anlamı) konsantre olabilmeniz gerekir. O halde bir kez daha, ne yapmak istediğiniz (örneğin gidip yemek yemek) hakkında düşünmeyi bırakabilmek ve bunun yerine diğer kişi için en iyi olacak şeyi düşünebilmek için disiplin sahibi olmanız gerekir.

O halde, etik öz disiplin son derece gereklidir ve bu, Budizm bağlamında, gerçekliğe ayırıcı farkındalık ile odaklanmak ve başkalarına yardımcı olmak için gereken konsantrasyona sahip olma becerisidir.

Konsantrasyondan bahsediyorsak, zihinsel bir faaliyetten bahsediyoruzdur ve disipline ihtiyacımız vardır – bilhassa da zihinsel disipline. Meditasyon halinde oturmak, tembelliği yenmek ve dikkat dağınıklığını aşmak için disipline ihtiyacımız olduğu açıktır. Bununla beraber, zihinlerimizi disipline etmek bedenimizin davranışını ve dilimizi disipline etmekten çok daha güçtür. O halde, zihnimizin davranışını disiplin altına almak için gereken gücü nereden buluruz? Bunu bedenimizi ve dilimizi disiplin altına almak suretiyle kazanırız.

Batı Bağlamında Etik

Etiğe Budist yaklaşımı ile diğer yaklaşımlar arasındaki farkı anlamak önemlidir. Çoğumuz bir Batı veya Orta Doğu kültüründe yetiştik; Batı ve Orta Doğu kültüründe etik, temelde bir yasa meselesidir. Tanrı veya Allah tarafından verilmiş ilahi yasalar vardır; sivil alanda ise bir kral ya da yasa koyucu devlet tarafından yapılan yasalar bulunur. Batı kültüründe, bütün etik fikri esasında itaate dayanır – ilahi yasalara, medeni yasalara veya her ikisine birden itaat. İtaat edersek, iyi insan veya iyi yurttaş kabul ediliriz; itaatsizlik edersek, kötü insan veya kötü yurttaş kabul ediliriz. Dinsel alanda, kişiye günahkar yaftası yapıştırılır; sivil alanda ise kişiye suçlu yaftası yapıştırılır.

O halde Batı veya Orta Doğu bağlamında, yasaları ihlal edenler ahlaki açıdan kötü kabul edilir ve söz konusu kültür suç olgusuna vurgu yapar. Yargılanıp suçlu bulunuruz – hukuki anlamda suçlu ve psikolojik anlamda suçlu. Batıda, etiğimizin büyük bölümü bu yasaya itaat fikrini temel alır. Toplumun kimi üyeleri cezadan kaçabilir; uyanıklarsa ve yeterince paraları varsa, yasal boşlukları bulmak amacıyla bir avukat tutar ve bir şekilde yasaların etrafından dolanabilirler.

Budist Bağlamda Etik

Batı veya Orta Doğu kültürlerinde etiğe yönelik tutum, Budist görüşten çok farklıdır. Budizm’de etik itaate dayalı değildir; bundan ziyade, “ayrımcı farkındalık” (Tib. shes-rab) denen şeyi temel alır. Bu terimi daha önce, gerçeklik ve fantezi arasında ayrım yapmak bağlamında gördük. Fakat burada, faydalı olan ile zararlı olan arasında ayrım yapmak veya bunları birbirinden ayırdetmek anlamına gelir. Bu, hukuki bağlamda yasal olan ve yasadışı olan arasında ayrım yapmaktan oldukça farklıdır. Unutmayın ki, bütün Budist bağlamı acılardan kurtulmak veya bunları durdurmak istememiz üzerine kuruludur. Bu, acıların nedeninin doğru bir şekilde ayrımına varmamız gerektiği anlamına gelir. Daha sonra, bu nedenden kurtulmak veya bunu aşmak için bir motivasyona ihtiyacımız vardır. Elbette herkes mutlu olmak ister; bu istek hayatta kalma içgüdüsüyle ilişkili, doğal bir dürtüdür ve çok da temel bir içgüdüdür. Fakat çoğu zaman, gerçekte neyin bizi acılardan kurtarmaya veya mutluluğa erişmemize yardımcı olacağını anlamayız.

Dolayısıyla, ayırıcı farkındalık etik öz disiplinle elele gider. Şu şekilde doğru bir ayrım yaparız: “Bu şekilde davranırsam, bu davranış sorunlara yol açacak – belki başkaları için de sorunlara yol açacak ama ilk başta benim için. Oysa eğer yapıcı bir biçimde davranırsam, bu bana yardımcı olacağı gibi, belki başkalarına da faydası dokunacak.” Böylece, yıkıcı davranışlardan kaçınıp kaçınmamak esasında kendi tercihimiz olur; kendimizi ne kadar ciddiye aldığımıza ve gelecekte yaşayabileceğimiz acıları ne kadar dikkate aldığımıza bağlıdır. Bir kimsenin neyin faydalı olacağını bilmemesi de mümkündür; o halde eğer sadece daha iyisini bilmediği için yıkıcı bir biçimde davranan biriyle karşılaşırsak, bunu anlamasına yardımcı olmaya çalışabiliriz.

Bunun en yaygın örneği küçük çocuklardır. Küçük çocuklar, söz gelimi başka çocukların oyuncaklarını kırmamak gerektiğini veya oyuncaklarını onlardan almamaları gerektiğini bilmez; bunu onlara öğretmemiz gerekir. Batıda bize verilen temel eğitim o yaramaz çocuğu “kötü kız” ya da “kötü çocuk” olarak yaftalamamıza yol açabilir ama esasında tek sorun, bu çocukların bundan iyisini öğrenmemiş olmamalarıdır. O halde çocuğun kendisini suçlu hissetmesine neden olmaya lüzum yoktur – bu hiçbir şekilde suçluluk meselesi değildir – bu yalnızca bir eğitim meselesidir. Çocuklara davranışları yüzünden acı çekeceklerini öğretirsek, kötü bir şekilde davranırlarsa diğer çocukların onları sevmeyeceğini anlamalarına yardımcı olabiliriz; o zaman öğreneceklerdir.

Aklı karışık olduğu için yıkıcı bir biçimde davranan birini görürsek, bu kişi şefkatimizi yöneltmek için uygun bir nesnedir, öfkemizi yöneltmek veya ceza vermek için değil. Şefkatin alabileceği biçimler arasında bu kimseyi, başkalarının canını yakıyorsa, hapse koymak da bulunabilir. Fakat bu eylemin şefkat sonucu alınması gerekir – söz konusu kimseyi başkalarının canını yakmasını veya başkalarını öldürmesini önlemek ve kendisi için daha fazla sorun yaratmasını engellemek için hapse koyarız. Budist yaklaşımı, hukuki bağlamda suçluluk hissi ve cezaya kıyasla, toplumsal kargaşaya karşı çok farklı bir tutum ortaya koyar.

Batı Etiğini Budizm’e Yansıtmayın

Budizm’i pratik ederken, etiğe ilişkin Batılı fikirlerimizi Budizm’e yansıtmamak son derece önemlidir. Budizm pratiğimizle ilgili pek çok sorun, bizim Batılılar olarak etiğe ilişkin kendi Batılı fikrimizi uygunsuz bir biçimde Budist pratiğimize yansıtmamızdan ileri gelir. Bazı kimseler “ iyi” Budistler olmak için meditasyon pratiklerini uygulamaları gerektiğini düşünür. Bazı Batılılar öğretmenlerine itaat etmeleri gerektiğini zanneder, ki bu Budist bakış açısından oldukça tuhaf bir kavramdır. Esasında, öğretmenin nasihatine kulak vermeliyiz ama aynı zamanda kendi ayırıcı farkındalığımızı da kullanmamız gerekir. Bazen öğretmen bizi kendi aklımızı kullanmaya teşvik etmek için bize akıl almaz şeyler söyleyecektir.

Buddha’nın belli bir öğretmenle çalışan pek çok öğrenciden birisi olduğu önceki bir yaşamıyla ilgili bir hikaye anlatılır. Öğretmen tüm öğrencilerine köye gidip kendisi için bir şey çalmalarını söyler. Tüm öğrenciler köye gidip bir şey çalar ve bunu öğretmene getirirler – odasından çıkmayan Buddha’nın önceki bedenlenmiş ruhu hariç. Öğretmen Buddha’nın odasına gidip ona şöyle sorar: “Sen neden köye gidip benim için bir şey çalmadın? Beni mutlu ve memnun etmek istemiyor musun?” O zaman Buddha’nın önceki bedenlenmiş ruhu şöyle der: “Çalmak nasıl mutluluk getirsin?” O halde kıssadan hisse, öğretmene polis memuruymuş ya da ordu subayıymış gibi körü körüne itaat etmek Budist davranış tarzı değildir. Buddha’nın hizmetkarı olmaya çalışmıyoruz; kendimiz bir Buddha olmaya çalışıyoruz.

Yasaların Değişmez Olduğunu Söyleyen Batılı Kavrayış

Batı etiği ile Budist etiği arasındaki bir diğer fark, Batıda yasaların kutsal olduğuna – adeta kendi ömürlerine sahip olduğuna – dair duyulan inançtır. İnsanlar Tanrı tarafından verilmiş ilahi bir yasanın değiştirilemez olduğunu düşünür. Medeni yasalar ise, her ne kadar yasama süreci içerisinden değiştirilmeleri mümkün olsa da yürürlükte oldukları sürece yine kutsal kabul edilirler. Burada anlamamız gereken, boşluk meditasyonuyla yaptığımıza benzerdir. Boşluk, var olmanın imkansız yollarının bulunmayışına, bunların yokluğuna ilişkindir. Boşluğu anlamak suretiyle, var olmanın imkansız yollarını saptamamız ve bunların gerçek bir şeye tekabül etmediğinin farkına varmamız gerekir. Var olmanın belli başlı en imkansız yollarından biri ise, bir nesne içerisinde onu kendi gücüyle, başka her şeyden bağımsız olarak tesis eden veya onu var eden bir şey (bu örnekte, bir yasa) olmasıdır. Medeni yasalar bağlamında, imkansız düşünce şöyle der: “ Yasa budur. Koşulların ne olduğunun bir önemi yoktur, spesifik durumun ya da bağlamın ne olduğunun önemi yoktur. Yasa kendi kendine tesis olmuştur ve kendi başına durur.”

Yakın zamanda yaşanan bir olayda, İsviçre’de film yönetmeni Roman Polanski, Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin talebi üzerine, 30 yılı aşkın bir süre önce işlediği iddia edilen bir cinsel istismar suçu sebebiyle Amerika Birleşik Devletleri’ne iade edilmek üzere tutuklandı. Bu durum, şu zihniyete iyi bir örnek teşkil eder: “İthamların 30 yıl önce yapılmış olmasının önemi yoktur. Söz konusu kadının Polanski’ye yönelttiği suçlamaları geri almak istemesinin önemi yoktur. Kanun kanundur. Hiç kimse kanunun üzerinde değildir. Cezalandırılması gerekir.” Bu, yasanın kendi ömrü olduğu ve diğer tüm etmenlerden bağımsız olarak, kanunun kanun olduğu ve ona itaat edilmesi gerektiği fikrine dair çok iyi bir örnektir. Bu, Budist bakış açısından yanlış bir inanıştır.

Kılavuz İlkeler olarak Budist Etiği

Buddha, doğal olarak acılara yol açacak ya da ruhani gelişim için zararlı olacak eylemlere ilişkin çeşitli kılavuz ilkeler bahşetmiştir. Söz gelimi, rahipler ve rahibeler öğleden sonra yemek yemekten men edilmiştir çünkü yemek yemek zihinlerini akşam meditasyon yapmak için köreltir. Buddha davranış konusunda pek çok kılavuz ilke nasihat etmiş olmakla beraber, Budist öğretisi veya etik kılavuz ilkeleri (söz gelimi, öldürmekten kaçınma hükmü), taşa kazınmış bir emir olarak alınacak bir yasa değildir. Mesele kılavuz ilkenin kutsal olması veya durumdan, bağlamdan ve her türlü hafifleştirici etmenden bütünüyle bağımsız olması değildir. Tam aksine, Budist etik kılavuz ilkeleri belli bir duruma “bağlı olarak ortaya çıkan” olgulardır. Bunlar belli durumlar ve koşulların bağlamında, nedenlere ve şartlara bağlı olarak oluşmuş veya ortaya çıkmışlardır.

Bu gerçeği manastır yeminlerinin gelişimi ve değişiminde çok açık bir şekilde görebiliriz. Budist toplumun erken dönemlerinde yemin diye bir şey yoktu. Fakat Budist toplumunda sorunlara yol açan farklı durumlar ortaya çıktı – manastır düzeni mensupları arasında veya ruhbanlar ile ruhbanların geçimini sağlayan ruhban olmayan halk arasında sorunlar baş gösterdi. O zaman Buddha şöyle dedi: “Bu sorunu savuşturmak için, bu eylemi yapmayın;” yeminler de böylelikle ortaya çıktı. Vinaya’yı (disiplin yeminleri ve kuralları) çalıştığınızda, her kural için söz konusu yeminin nasıl ortaya çıktığının – Buddha’nın bu yemini bildirmesine yol açan durumun – metinde anlatıldığını görürsünüz. Bununla beraber, bütün bu yeminlerin yanı sıra, kılavuzu geçersiz kılan başka etmenler olduğunda yeminin nasıl ihlal edilebileceğine dair daima bir hüküm bulunur.

Söz gelimi, Vinaya bir rahibin, şehvetten kaçınmak amacıyla, bir kadına dokunmaması gerektiğini söyler. Fakat kadın boğuluyorsa, rahip orada öylece durup olan biteni izlemez – kadına yardım etmelidir. Bazen zorunluluğun yasağı geçersiz kıldığı çok açık olup, buna Vinaya’da bilhassa izin verilmiştir. Budizm’de etik ve kılavuz ilkeler görelidir – spesifik duruma bağlıdırlar. Yıkıcı bir şekilde davranma zorunluluğu varsa ve bu eylem acılara yol açacaksa, çok bilinçli bir şekilde hareket eder ve bilinçli olarak, “Başkalarına yardımcı olmak için bu eylemin bende yol açacağı acıyı kabul ediyorum” deriz.

Buddha’nın önceki yaşamından bir başka hikaye de yine bu noktayı örneklemektedir. Sakyamuni Buddha’nın önceki bedenlenmiş ruhu 500 tüccar taşıyan bir gemide gemicilik yapar. Gemide bir kürekçi tüccarları soymak için hepsini öldürmeye hazırlanmaktadır; Buddha kehanet becerisi sayesinde bunu görebilmektedir. Buddha, bu katliamı durdurmanın kürekçiyi öldürmekten başka yolu olmadığını anlar. O zaman, 500 canı kurtarmak ve ayrıca kürekçinin de bu davranışın korkunç sonuçlarına maruz kalmasını engellemek amacıyla, kürekçiyi öldürmenin karmik sonuçlarını bilerek ve isteyerek üstlenir.

Etik ve Bodhisattva Yeminleri

Bodhisattva yeminleri arasında temel yeminler ve yardımcı (ikincil) yeminler bulunur. İkincil yeminlerin bir çoğu, altı mükemmellik (San. paramita) olarak da bilinen altı geniş kapsamlı tutum kategorisine göre düzenlenmiştir. (Altı mükemmellik şunlardır: cömertlik, etik öz disiplin, sabır, neşeli sebat, zihinsel denge ve ayırıcı farkındalık.) Bodhisattva yeminleri, bodhichittanın gelişimine zarar verecek hatalı eylemlerden kaçınmaya yönelik taahhütlerdir. Yeminlerin iki tanesi etik öz disiplinin gelişimi açısından önemlidir. Birincisi, başkalarının iyiliği ve refahı söz konusu olduğunda dar kafalı olmaktan ve basit düşünmekten kaçınmamız gerektiğidir. Basit bir tutum şöyle düşündürür: Bu kişi benim yardımıma layık değil. Bu kişinin çok fazla kusuru var – o zaman niye ona yardım etmekle uğraşayım ki? Veya: Şimdi meditasyon vaktim geldi, o yüzden size yardımcı olamam; programıma göre meditasyon yapmam gerekiyor ve sizin için bir istisna yapamam – belki başka bir zaman. Bu, basit davranmaktır.

Dar kafalı bir tutuma bir diğer örnek şu olabilir: Belki de Dharma merkezinizden bir kimsenin ağır bir şey taşıması gerekiyor ve yardıma ihtiyacı var ama cübbesini düzgün giymemiş. Dar kafalı bir tutuma sahipseniz şöyle düşünürsünüz: Cübbesini tam yapması gerektiği şekilde düzeltmedikçe ona yardım etmeyeceğim. Bu, önemli olan meseleye odaklanarak, bu örnekte rahibe eşyayı taşıması için yardım etmek yerine, önemsiz mevzular üzerinde durarak basit bir davranış sergilemeye örnektir. Bir diğer örnekte, diyelim ki bir kimse konferans sırasında konuşmamı İngilizceden Almancaya gönüllü olarak tercüme ediyor. Onun dilbilgisini veya telaffuzunu düzeltmeye kalkışırsam son derece basit bir tutum sergilemiş olurum. Bu nevi eleştiriler, dinleyicilerin söylediğim şeyi anlamasından ibaret olan gerçek amaca ulaşmaya yardımcı şeyler değildir.

İkinci önemli bodhisattva yemini, sevgi ve şefkat yıkıcı bir eylemin gerçekleştirilmesini gerektirdiği zaman, söz konusu eylemi yapmaktan imtina etmeye ilişkindir. Çocuğum bağırsak paraziti yüzünden hasta olmuşsa, Budizm’in on yıkıcı eyleminden biri diğerlerinin canını almamak olduğu için, çocuğa parazit öldürücü ilaç vermemeye karar verebilirim; kurallara istisnasız itaat etmem gerektiğine inanıyor olabilirim. Fakat, çocuğa sevgi ve şefkat vermem gerektiği açıktır; onu doktora götürmem ve ona parazit öldürücü ilacı vermem gerekir. Elbette bağırsak solucanının önceki yaşamlarımda annem olmuş olduğu doğrudur ve itidalli yaklaşmam gerektiği de doğrudur. Fakat çocuğun hastalığını tedavi etmeme gibi aşırı bir karar almak Dharma konusunda ahmakça davranmak, bağnazlık yapmaktır. Çocuğun mevcut yaşamında başkalarına karnındaki solucandan çok daha faydalı olabileceği son derece aşikardır. O halde solucanı nefret ve öfkeyle öldürmeyiz (“Seni kötü solucan!”); solucan için şefkat duyarız, solucan için iyi dileklerde bulunuruz ve onu öldürmek bize neşe vermez. Fakat öyle olsa bile, bazen sevgi ve şefkatten doğan yıkıcı eylemlerde bulunmamız gerekir.

Esnek Olmamanın Mahzuru

Bu, eğer kanun kanundur, Budist etiği yasalara dayanır ve eğer yazılmışsa o zaman kutsaldır ve esnetilemez diye düşünürsek karşılaşacağımız türde sorunlardır. Bize daima durumu analiz etmemiz ve hakiki sorunu saptamamız öğretilir. Bu durumu, yani yasaya şiddetle kelimesi kelimesine tutunma halini analiz edersek, gerçek sorun veya yasaya olan bu fanatik inancın esas nedeni nedir? Sorun, sahte bir “ben”e bel bağlamaktır. Kendimize dair görüşümüz ikicildir. Yaramaz olup, terbiye edilmesi gereken katı ve somut bir “ben” vardır; bir de disipline eden bir başka “ben” vardır. “ Kendimi bunu yapmaktan alıkoymalıyım,” diye düşünürüz, sanki bir taraftaki bir “ben” öbür taraftaki “kendimin” aptalca bir şey yapmasını durduracakmış gibi. Bu zihniyete sahipsek, potansiyel suçlu ve polis olan iki farklı katı ve somut “ben”in varlığına şiddetle inanırız. Böylece, o “ben”i izlemek için hazır bulundurduğumuz bu tetikte olma hali, zihnimizde hakikaten var olan bir KGB ajanına sahip olmaya benzer. Yasanın da bütünüyle var olduğuna inanırız. Peki bir casus olarak bütünüyle var olan “ben”e duyulan bu inanç neye yol açar? Bu bizim fevkalade katı ve gayrı esnek hale gelmemize yol açar.

Disiplinin bu şekilde yanlış anlaşılması, Shantideva’nın Bodhisattva Davranışına Haiz Olmak (İng. Engaging in Bodhisattva Behavior) metnindeki bazı mısraların yanlış anlaşılmasıyla da pekişebilir. Aptalca bir şey yapmak üzereyseniz veya yıkıcı bir şey söylemenize ramak kalmışsa (metinde olumsuz davranışların uzun bir listesi bulunur), metin şöyle der: “kütük gibi durun.” Bunun, kütük gibi katı olmak ya da robot gibi olmak anlamına geldiğini zannedebiliriz. Bu katılık tutumunu benimsersek, şöyle düşünebiliriz: “Harekete geçmeyeceğim; tepkide bulunmayacağım; hiçbir şey yapmayacağım.” Nasihatin doğru yorumu bu değildir. Kütük gibi olmak, “o olumsuz eylemden imtina etmek konusunda kararlı olun,” demektir, “kütük gibi katı olun,” demek değildir. Bu sahte “ben”i düşünürken robot gibi katılaşırız; “Bu yaramaz ‘ben’i terbiye etmeliyim yoksa kötü olurum,” diye düşünürüz.

Budist Etiğine Yaklaşmanın Dirayetli Yolu

O halde, rahatlamamız gerekiyor. Gerekli etik disiplini kaybetmeden rahatlamak da önemli bir husustur. Bunu nasıl yaparız? Öncelikle, yasalardan bahsetmediğimizi anlamamız gerekir – kılavuz ilkelerdir söz konusu olan. Bir kılavuz ilke, acı çekmekten kaçınmak veya bunu asgariye indirmek istiyorsak mümkünse, bu hareket biçiminden kaçınmamızın önerildiğini söyler. Bu, amacının ne olduğuna dair hiçbir fikrimiz olmadığı ve aptal olduğunu düşündüğümüz halde kendimizi riayet etmeye mecbur hissettiğimiz bir yasa değildir. Böyle bir şey değildir. Budist etiği aptal yasalar değildir. Buddha, şefkati nedeniyle, kendimize sorun yaratmaktan kaçınmamıza yardımcı olmak amacıyla bazı hususlara dikkat çekmiştir. Kılavuz ilkeler, şefkate, sorunların nedenlerine ve sorunların nasıl engelleneceğine ilişkin bir anlayışa bağlı olarak ortaya çıkmıştır. Karşılaştığımız her durum farklıdır; her durumda faydalı davranış şeklinin ne olduğuna veya aksine, hangi eylemden imtina etmemiz gerektiğine ilişkin karar vermek için ayırıcı farkındalığımızı kullanmamamız gerekir. Bu anlayış (ne yapmak veya yapmamak gerektiğini bilmek) potansiyel suçluyu disipline eden polis şeklindeki ikicil görüşe uygun olarak değil, doğal olarak, kendiliğinden gelişmelidir.

Zihinsel bir Etmen olarak Etik Öz Disiplin

Budizm’de etik öz disiplinden anladığımız tam olarak nedir? Budizm bağlamında, deneyimimizin her anı çok, pek çok farklı parçadan oluşur. Bu parçalar beş küme denilen beş gruba ayrılabilir. Tam bu anda bir anı yaşamaktayız. Şimdi, tam bu anda, deneyimimi oluşturan şey nedir? Deneyimimin çok, pek çok parçası vardır. Kuşkusuz, bedenim deneyimimin bir parçasıdır; gözlerimdeki hücreler gibi çeşitli duyu sistemleri vardır. Bilincin görme ve işitme gibi farklı türlerini kullanmak suretiyle mevcut nesnelerin farkına varırım. Söz konusu olan farklı duygular, konsantrasyon, dikkat ve ilgi gibi farklı türlerde zihinsel etmenler vardır. Dolayısıyla, deneyimimizin her anını oluşturan tüm bu olgular “beş küme” denilen beş gruba ayrılabilir. Bunların arasında dağılmış olarak “zihinsel etmenler” dediğimiz unsurlar bulunur. Etik öz disiplin de bir zihinsel etmendir.

Öncelikle, zihinsel etmen nedir? Zihinsel bir etmeni, “birincil bilinç” dediğimiz şeyden ayırırız. Her an bilgi alıyor ve işliyoruz. Bu bilgiler elektrik ve kimyasal dürtüler biçiminde beyne gider. Birincil bilinç, beyne ne tür bilginin geldiğini bilebilen şeydir. Birincil bilinç, belli bir bilgi parçasının söz gelimi görsel bilgi veya işitsel bilgi olduğunun veya sıcak ya da soğuk gibi fiziksel bir duyumsama olduğunun ayırdındadır. Hepimiz olmakta olan bu “bilme” olgusuna aşinayızdır – birincil bilincimiz olmasaydı, hiçbir yorumlanma işlemi olmaksızın, yalnızca ham elektrik dürtüler olurdu.

Zihinsel etmenler birincil bilince eşlik eder. Bu bilincin gelen bilgiyle başa çıkmasına yardımcı olur. Zihinsel etmenler arasında dikkat etme, ilgilenme veya bilgiyle ilgili mutlu veya mutsuz olma gibi unsurlar da sayılabilir. Zihinsel etmenler olumlu ya da olumsuz bir duygu da olabilir. Pek çok zihinsel etmen vardır. Ayrıca çeşitli zihinsel etmenler deneyimimizin her anının oluşumuna katılır. Etik öz disiplin de bu zihinsel etmenlerden biridir.

Etik öz disiplin, “zihinsel itki” denilen zihinsel bir etmenin bir alt kategorisidir. Zihinsel bir itki zihinsel faaliyetimizin belirli bir şeye yönlenmesine yol açan şeydir; bizi bir şey yapmaya iten şeydir. Zihinsel itki kafamızı kaşıma dürtüsü, bir şey söyleme isteği veya bir şeyi söylememe, onu söylemekten imtina etme isteği ya da buzdolabına gitme isteği olabilir.

Buzdolabına gitme isteği, televizyon izlemeye eşlik eden bir zihinsel itki olabilir. Televizyon izlerken, beden (gözlerin ışığa duyarlı hücreleri) ve göz bilinci (görme) vasıtasıyla beynimize pek çok imge ulaşır ama aynı zamanda buzdolabına gitme itkisi de vardır. Bu yerimizden kalkma dürtüsü televizyon izleme deneyimine eşlik etmektedir. O halde bu itkiye uyabilir ya da uymamayı tercih edebiliriz. Buzdolabına gitme arzusu hasıl olduğunda, bunu yapmayacak etik öz disipline sahip olabilir ve şöyle bir karar verebiliriz: “Hayır, istesem de buzdolabına gitmeyeceğim. Buzdolabına gidip bir dilim pasta almak istiyorum ama bunu yapmayacağım çünkü rejimdeyim.”

Şimdi artık etik öz disiplinin tanımına bakabiliriz. Etik öz disiplin kişinin bedeni, dili ve zihninin eylemlerini korumaya yönelik zihinsel itkidir. “Koruma” burada bir şey yapmaya karşı korumak, önlem almak anlamına gelir; koruma itkisi kişinin zihnini başkalarına zarar vermekle ilgili her türlü istekten uzaklaştırmış olmasından ileri gelir. Böylece, başkalarının canını yakmak istemediğim için, eylemlerimi korumaya alırım; yıkıcı bir biçimde davranmaktan kaçınırım. İtki şöyle der: “Hayır, bunu yapmayacağım. Kızıma meyve suyunu döktü diye vurmayacağım. Ona böyle bir hata yaptı diye bağırmayacağım.” Bu itki ayrıca kişinin zihnini daha önceleri başkalarına zarar vermesine yol açmış olan rahatsız edici ve yıkıcı zihinsel etmenlerden uzaklaştırmış olmasından da kaynaklanabilir. Öfkeyle hareket etmekten imtina etme itkisine sahip olabiliriz. Öfkeyi yenmeye çalıştığım için, öz disiplin itkisine sahibimdir; bu da benim öfkelenmekten ve bu öfkeyle hareket etmekten imtina etmeme yardımcı olabilir.

Etik öz disiplin sadece an içerisinde meydana gelen bir etki değil (örneğin, kızıma bağırmak istediğim anda, bundan imtina ederim), zihinsel devamlılığımızda genel bir kılavuz ilke olarak mevcut bulunan bu ilkenin genel bir biçimidir: “Belli türde bir davranıştan imtina edeceğim. Kendimi bağırmaktan alıkoymak için zihinsel bir tutkal gibi olan farkındalığı kullanacağım ve yoldan çıkarsam kendimi izlemek için tetikte olma becerimi kullanacağım.”

Etik öz disiplinin başkalarına zarar verecek yıkıcı davranışlardan imtina etmenin yanı sıra pek çok alt kategorisi bulunur. O halde disiplin, daha genel anlamda, sadece başkaları için değil benim için de zararlı olacak yıkıcı davranışlardan imtina etmek ve olumlu eylemlerden kaçınmaktan imtina etmek anlamına gelir. Diğer bir deyişle, meditasyon yapmak, çalışmak veya çeşitli ruhani pratikler ifa etmek gibi olumlu şeyler yapacak disiplinim vardır. Ayrıca, başkalarına yardımcı olmaya yönelik etik disiplin vardır.

Demek ki üç tür etik öz disiplin bulunur: yıkıcı davranışlardan imtina etmek, yapıcı davranışlarda bulunmak ve başkalarına yardım etmek. Etik disiplin, zihni belli bir istikamete taşıyan zihinsel etmendir ve davranışımızı “yıkıcı davranmamak, olumlu davranmak ve başkalarına yardım etmek” ilkelerine uygun olarak korumamız anlamına gelir. Etik disiplin davranışımızı korumak ve onu sevecenlik ve ihtimamla izlemek demektir.

“Sevecen Tutum” Denilen Zihinsel Etken

Öz disipline eşlik eden bir diğer zihinsel etmene “sevecen tutum” denir. Sevecen tutum, başkalarının ve kişinin kendisinin durumlarını ciddiye alan bir zihinsel etmen olarak tanımlanır ve bu sevecen tutum, söz konusu durumdan dolayı, kişinin yapıcı tutumlar ve yardımsever davranışları alışkanlık edinmesine yol açarak yıkıcı tutumlar ve zararlı davranışlara meyletmeye karşı korur. Sevecen tutum bazen “ihtimam göstermek” şeklinde de tercüme edilebilir. Söz gelimi, size bağırırsam bunun sizin kendinizi kötü hissetmenize yol açacağı durumunu ciddiye alırım; size bağırdığım takdirde, sizin kendinizi kötü hissetmenize neden olmanın yanı sıra kendim de son derece üzüleceğimdir. Sonrasında belki de uyuyamayacak ve acı çekeceğimdir. Bunu ciddiye alıyor muyuz? Sevecen tutum davranışımın başkaları ve kendim üzerindeki sonuçlarını dikkate almama yardımcı olur. Bazı yapıcı davranışlar geliştirmeme ve yıkıcı davranışlardan kaçınmama yardımcı olur.

Sevecen davranış, etik öz disiplin sahibi olmak için şarttır. Yıkıcı bir biçimde davranırsam bunun sorun yaratacağı veya yardımcı olmazsam bunun da problemlere yol açacağı gerçeğini ciddiye almaya yardımcı olur. Söz gelimi, diyelim ki bebek arabasını merdivenlerden çıkarmakta zorlanan bir kadınla karşılaştım. Sevecen tutum şöyle düşünmeme yol açar: “Kadının bebeğini ve bebek arabasını merdivenlerden çıkarmasına yardım etmezsem, bu kendi adıma çok bencilce bir davranış olacaktır. Eğer bebeği olan ben olsaydım, mutlaka birisinin bana yardım etmesini isterdim.”

Etik disipline sahipsem, daima yardımcı olmak istikametinde gitmek isterim. O zaman, disiplinimi her daim muhafaza ederim çünkü bu sevecen tutuma sahibimdir; bu farkındalığı kendimi disipline yapışık tutmak için kullanırım; herhangi bir sapma olup olmadığının farkında olmak için daima tetikte olurum ve neyin doğru, neyin yanlış ve neyin duruma uygun düştüğünü belirlemek için, körü körüne bir yasaya riayet etmeyip, ayırıcı farkındalık kullanırım. Bunu katı olmaksızın yaparız çünkü bir yandan potansiyel suçlu bir “ben” ile diğer yandan sürekli potansiyel suçluya karşı önlem alması gereken polislik yapan bir “ben” şeklinde ikicil bir hissiyatımız olmaz.

“Ben”den Budist bakış açısı bağlamında bahsedecek olursak, “bilindik ben” olarak bilinen bir “ ben” vardır. Yani, her anı “ben” olarak düşünebiliriz – Bunu yapıyorum, şunu yapıyorum. Bu “ben” de yalnızca bir kelime ya da kavram değildir; bir şeye atıfta bulunur. İçimizde bir yerlerde oturan bağımsız bir varlık değildir. Bedeni veya beyni parçalarına ayırırsanız, bu “ben”i bulamazsınız. Çalışır durumda olan bir dizi işleve – beden, zihin ve duygular – sahip olduğumuz için, “ben” ve “ başka biri” arasında ayrım yapabiliriz. Sevecen bir tutumla, davranışımızın basmakalıp “ben” üzerindeki etkisine ihtimam gösteririz. Bilindik bir “ben”e ilişkin herhangi bir hissimiz ya da bilindik “ben”e ilişkin bir farkındalığımız olmasaydı, o zaman hiçbir şey umurumuzda olmazdı. Aydınlanma umurumda olmazdı; sabahları yataktan kalkmak umurumda olmazdı. O halde bu bilindik “ben” yadsınmamalıdır. Bununla beraber, kendimizi katı bir “ben” olarak görürsek, ikiciliğe düşeriz: potansiyel mahkum ile mahkumu izlemesi gereken polis. O zaman da çok katı, çok gayrı esnek hale geliriz, bu da sorunlar doğurur.

Bu sebeple, gerçekten var olan bilindik “ben” ile hiçbir şekilde var olmayan imkansız, sahte “ ben”i birbirinden ayırmak son derece güçtür. Bunun için çok fazla sorgulama ve içebakış ifa etmek gerekir. Fakat etik bir kişiysek ve etik disiplinimiz varsa, bu şekilde olma süreci içerisindeyken son derece katı, gayrı esnek ve huzursuz isek – diğer bir deyişle, rahat değilsek – o halde, disiplini büyük ihtimalle imkansız bir “ben,” katı ve somut bir “ben” temelinde pratik ediyoruzdur. Daha rahatsak, o halde muhtemelen etik disiplini daha sağlıklı bir biçimde pratik ediyoruzdur. “ Rahat” demek, özensiz demek değildir; etik disiplin anlamında daha esnek ve dolayısıyla daha rahat olmak demektir. Neyin başkaları için faydalı olacağını ve neyin kendimize faydalı ya da zararlı olacağını göz önüne alarak, her duruma uygun bir şekilde hareket edebiliyorsak, o halde büyük olasılıkla geniş kapsamlı tutumlar hakkındaki Budist öğretilerinde söylendiği şekilde etik öz disiplin pratik ediyoruzdur.

Altı Geniş Kapsamlı Tutum

Etik disiplin, sabır, cömertlik, neşeli sebat, zihinsel denge ve ayırıcı farkındalıktan oluşan geniş kapsamlı tutumlar veya paramitalar, bir bodhichitta motivasyonuyla pratik edildikleri zaman geniş kapsamlı hale gelirler. (Hinayana’da da paramitalar bulunur. Hinayana, özgür olma kararlılığı ile, feragat ile pratik etmek anlamına gelir. Mahayana, bodhichitta ile pratik edildiği zamandır. O halde paramitalar veya geniş kapsamlı tutumlar hem Hinayana hem Mahayana’da vardır.) Fakat her halükarda, geniş kapsamlı tutumları ya da altı mükemmelliği pratik ederseniz, altı taneden her birisiyle birlikte aynı zamanda diğer beşini de pratik etmeniz nasihat edilir. O halde, etik öz disiplin hususunda, hem söz konusu “ben,” hem söz konusu “sen,” hem de disiplinin kendisi hakkında ayırıcı farkındalığımız olması gerekir; tüm bu etmenlerin nasıl var olduğunun bilincinde olmak son derece önemlidir.

Özet

Burada, Budizm’de etik öz disiplinin temel unsurlarına ilişkin kısa bir sunumda bulunmuş olduk. Bu çok merkezi öneme sahip bir pratiktir. Etik öz disiplin, sadece iyi bir yurttaş ve iyi bir insan olmak için değil, kurtuluşa ve aydınlanmaya erişmek için pratik edilir ve geliştirilir. İster ilahi bir güç tarafından verilmiş isterse bir hükümet tarafından konmuş yasalar olsun, yasalara itaat etmeye dayanmaz. İyi insan veya kötü insan olmaya dair bir kavram yoktur; suçluluk hissi olmadığı gibi, ödül veya ceza da yoktur. Etik disiplin, şu üç faaliyetten birine ilişkin zihinsel bir etmendir: (1) yıkıcı davranışlardan kaçınmak (başkaları ve kendim için yıkıcı), (2) yapıcı, olumlu davranışlarda bulunmak (örneğin meditasyon) veya (3) mümkün olan her şekilde başkalarına yardımcı olmak. Etik disiplin, davranışımızı belli bir istikamete yönlendiren zihinsel bir itkidir. Yıkıcı bir biçimde davranmaya karşı önlem almak, yapıcı davranmamaktan kaçınmak ve başkalarına yardımcı olmamaktan kaçınmak için etik öz disipline güveniriz. Etik disipline ilişkin bu zihinsel etmene sevecen tutum, farkındalık, tetikte olma becerisi ve ayırıcı farkındalık eşlik eder.

Sorular ve Yanıtlar

Soru: Bu halleri geliştirmenin yöntemini biliyorsak, bu yönteme sonsuza dek ihtiyacımız olur mu yoksa bir noktada bu zihinsel durumları çaba göstermeksizin, herhangi bir yönteme başvurmadan sürdürebilir miyiz?

Alex: Evet, bunlar sonunda doğal olarak meydana gelecektir. Budist pratikte geliştirmeye çalıştırdığımız tüm olumlu şeylerle birlikte, gerçek süreç şu şekilde işler: (1) Önce bunu duyarız ve sadece duyduklarımıza dayanarak bunu pratik ederiz. Fakat daha sonra (2) bunu anlayana ve gerçekten de doğru olduğuna ikna olana kadar bunun hakkında düşünmemiz gerekir. Etik öz disiplin hakkında bir şeyler duymakla kalırsanız, bunu pratik etmeyebilirsiniz. Fakat etik öz disiplini duyup da hakkında düşünmeye başladıktan sonra (3) bunu meditasyon temelinde pratik etmemiz gerekir; bu da nedenler, usuller ve yöntemler vasıtasıyla etik disiplini fiilen ürettiğimiz anlamına gelir. Dolayısıyla, farkındalık, tetikte olma becerisi ve çeşitli yöntemler kullanmak suretiyle, etik disiplini destekleyecek sevecen tutumu geliştiririz. Etik öz disiplin geliştirmemize yardımcı olan pek çok yöntem vardır. Bu yöntemler arasında şunlar bulunur: ruhani öğretmenin yakınında kalmak veya ruhani öğretmenin öğretilerine daima dikkat ederek farkında olmak, gelişimimizi destekleyen doğru bir topluluk içerisinde bulunmak ve etrafımızda aynı şekilde davranan insanlara sahip olmak. Buna çalışmalı gelişim denir; kendimizi iş yapmakla, çalışmakla ve çabayla geliştirmemiz gerekir. Bunun sonucunda pratik doğal hale gelecektir; “doğal” demek, size amacınızı hatırlatmak için belli bir süreçten geçmenizin gerekmemesi anlamına gelir; süreç artık doğallaşmıştır.

Bodhisattva yeminleri arasında (bilhassa ikincil yeminlerde) kaçınılması gereken dokuz şeyin – etik öz disiplin geliştirmemize zarar verecek davranışların – listesi bulunur. Bunlardan bazılarından söz ettim; söz gelimi, başkalarının iyiliği ve refahı söz konusu olduğunda basit davranmak. Kendimize bunları hatırlatmamız gerekir. Bunları uygulamayı kendimize hatırlatmalıyız çünkü amacımız gelişmemize zarar verecek olumsuz bir sonuçtan kaçınmaktır. Etik öz disiplinimiz doğal hale geldiğinde, bu durum bodhisattva yeminlerini dikkate almayacağımız anlamına gelmez; bunlara artık ihtiyacımız olmadığı anlamına gelmez. Bu yalnızca yemini sürekli olarak kendimize hatırlatmamıza gerek olmadığı çünkü yemini otomatik olarak hatırladığımız anlamına gelir – yemin daima mevcuttur. Bu yalnızca “Sözleri hatırlıyorum” veya “Ezberden okuyabilirim” anlamında “ Hatırlıyorum” demekten ibaret değildir; bundan ziyade, öz disiplin davranışımla fiilen bütünleşmiştir ve artık zorlama değildir. Başlangıçta, bu pratiklerin pek çoğu suni gelecektir. Ancak tekrarlamak suretiyle aşinalık kazanarak doğallaşır ve bütünleşirler. Terminolojinin terimlerini gevşek anlamlarıyla kullanacak olursak, bu kavramsal ve kavramsal olmayan anlama arasındaki farktır. (Bu, “kavramsal” ve “kavramsal olmayan” terimlerinin teknik açıdan doğru bir kullanımı değildir ama Batıda bu kelimeleri bu şekilde gevşek olarak kullanabiliyoruz.) Diğer bir deyişle, başta öz disipline ilişkin kavramsal bir anlayışımız vardır ama zamanla, sonunda bunun kavramsal olmayan bir anlayışına erişiriz ve öz disiplin kendiliğinden ve doğal olarak davranışımızla bütünleşir.

İthaf

Tartışmamızdan hangi anlayış, hangi olumlu güç çıkmış olursa olsun, bu herkesin faydasına olacak şekilde aydınlanmaya erişmeye yol açsın. Sadece benim aydınlanmaya erişmemin değil, herkesin aydınlanmaya erişmesinin yolunu açsın.