Berzin Arşivi

Dr. Alexander Berzin'in Budizm ve İslam konularındaki Arşivi

Bu sayfayı Metin Versiyonu olarak değiştirin. Ana Geziyi Atla

Budizm ve İslam'da Kutsal Savaşlar:
Şambala Efsanesi
(Tam Versiyon)

Alexander Berzin
Kasım 2001, Aralık 2006'da gözden geçirilmiştir
Türkçe’ye çeviren: Yeşim Özben

Özet

Genelde, Müslüman cihad veya kutsal savaş kavramı, başkalarına cebren İslam'ı benimsetmek için Tanrı adına yürütülen kibirli bir kinci yıkım savaşını ifade eden olumsuz çağrışımıyla ilişkilendirilir. Bunun Hristiyanlığın Haçlı Seferleri ile bir muadili olduğunu kabullenebilirsek de, genellikle Budizm'de buna benzer bir şey olduğunu düşünmeyiz. Budizm sonuçta bir barış dinidir ve kutsal savaş diye teknik bir terime sahip değildir deriz.

Ne var ki, Kalachakra Tantra başta olmak üzere, Budist metinlerin dikkatli bir analizi, kolaylıkla "kutsal savaş" denilebilecek gerek dışsal gerekse de içsel muharebe düzeylerini ortaya çıkarır. İslam'a ilişkin tarafsız bir araştırma da aynı şeyi ortaya koyar. Her iki dinde de liderler siyasi, ekonomik veya kişisel kazançlar için kutsal savaşın dışsal boyutlarını, askerî birliklerini muharebeye kışkırtmak amacıyla, istismar edebilirler. İslam'a ilişkin tarihsel örnekler iyi bilinmektedir, Budizm'e de pembe gözlüklerle bakıp bu olgudan muaf olduğunu düşünmemek gerekir. Bununla beraber, her iki dinde de temel vurgu, kişinin kendi cehaleti ve yıkıcı yapısına karşı verilen içsel ruhani savaş üzerindedir.

Analiz

Budizm'de Askerî İmgelemeler

Shakyamuni Buddha Hint savaşçı kastında doğmuş ve ruhani yolculuğu betimlemek için sıklıkla askerî imgelemelere başvurmuştur. O, farkındalık yoksunluğu, çarpık görüşler, rahatsız edici duygular ve dürtüsel karmik davranışların şeytani güçlerini (mara) yenilgiye uğratan Muzaffer'dir. MS sekizinci yüzyıl Hintli Budist usta Shantideva, Bodhisattva Davranışına Haiz Olmak adlı eserin tamamında sürekli olarak savaş metaforuna başvurur: yenilgiye uğratılacak gerçek düşmanlar, zihinde saklı bulunan rahatsız edici davranışlar ve tutumlardır. Tibetliler, özgürleşmiş bir varlık anlamına gelen Sanskrit terimi arhatdüşman-yok edici olarak tercüme eder: içsel düşmanları yok eden kişi. Bu örneklerden hareketle, Budizm'de "kutsal savaş" çağrısının salt içsel bir ruhani mesele olduğu düşünülebilir. Oysa Kalachakra Tantra, buna ek bir dışsal boyutu ortaya koyar.

Şambala Efsanesi

Gelenekte anlatıldığına göre, Buddha Kalachakra Tantra'yı, MÖ 880'de, Güney Hindistan'daki Andhra'da, ziyarete gelen Şambala Kralı Suchandra ile maiyetine öğretmiştir. Kral Suchandra bu öğretileri kuzeydeki kendi ülkesine götürmüş, onlar da o zamandan beri burada gelişip serpilmiştir. Suchandra'dan sonra yedi nesil kralı takiben, MÖ 176'da, Kral Manjushri Yashas, kehanetlerini aktarmak ve bir uyarıda bulunmak amacıyla, Şambala'nın dinî liderlerini, özellikle de brahman bilgeleri bir araya toplamıştır. Sekiz yüz yıl sonra, tam olarak MS 624'te, Mekke'de Hint kökenli olmayan bir din doğacaktır. Brahmanlar arasında birlik olmamasından ve bunların Vedik metinlerini doğru dürüst izlemek konusundaki ihmalkarlıklarından dolayı, pek çoğu, bu uzak gelecekte, liderleri işgal tehdidi oluşturduğunda, bu dini benimseyecektir. Manjushri Yashas, bu tehlikeyi önlemek gayesiyle, Şambala halklarına Kalachakra gücü bahşetmek suretiyle bunları tek bir "vajra kastı"nda birleştirmiştir. Kral, bu eylemiyle, birinci Kalki – birinci Kastın Hamili – olmuştur. Daha sonra, Kalachakra Tantra'nın günümüze kadar ulaşan versiyonu olan Kısaltılmış Kalachakra Tantra'yı oluşturmuştur.

Hint Kökenli Olmayan İşgalciler

İslam'ın kuruluşu, Kalachakra'nın öngördüğü tarihten iki sene öncesi olan MÖ 622'ye uzandığından, çoğu alim bu Hint kökenli olmayan dini İslam'la özdeşleştirir. Bu dine ilişkin olarak Kalachakra metinlerinin başka bölümlerinde yapılan betimlemelerde geçen tanrılarının adını zikrederek sığır öldürme, sünnet, örtülü kadınlar ve yüzünü kutsal topraklara çevirerek yapılan günde beş vakit dua gibi hususlar, alimlerin çıkardığı bu sonucu güçlendirir.

Burada Hint kökenli olmayanları ifade eden Sanskrit terimi mleccha (Tibetçe lalo) olup, Sanskritçe dışında bir dilde anlaşılmaz bir biçimde konuşan kişi anlamına gelir. Hem Hindular hem Budistler bu terimi, Büyük İskender'in zamanında Makedonlar ve Yunanlardan başlayarak, Kuzey Hindistan'ın tüm yabancı istilacılarını belirtmek için kullanmışlardır. Kullanılan belli başlı bir diğer Sanskrit terimi de, söz gelimi MS yedinci yüzyılın ortalarında İran'ın Arap istilacılarına referansla Arapları ifade etmekte kullanılan Farsça terimden türemiş tayi kelimesidir.

Kalachakra’daki Hint kökenli olmayan işgalcilerin daha ileri incelemesi bu tanımların büyük olasılıkla MS onuncu yüzyılın sonundaki Multanlı İsmailîlerle sekizinci yüzyılın sonundaki Maniheist Müslümanların kimi yönlerinin bir karışımına dayandığını gösterir. Mısır’daki İsmaili Fâtimilerin vasalı olan Multanlı İsmaililer İslam dünyası üzerine hakimiyet kurmak amacıyla Bağdat’t aki Sünni Abbâsiler ve doğu Afangistan’daki Sünni Gaznenilere karşı mücadele etmekteydi.

Kıyamet Savaşı Kehaneti

Birinci Kalki ayrıca, Hint kökenli olmayan dinin takipçilerinin bir gün Hindistan'a hakim olacağını öngörmüştür. Delhi'deki başkentlerinden, kralları MS 2424'te Şambala'yı fethetme girişiminde bulunacaktır.O zaman yirmi beşinci Kalki Rudra Çakrin Hindistan'ı işgal edecek ve Hint kökenli olmayanları büyük bir savaşta yenilgiye uğratacaktır. Onun zaferi, Dharma pratiğinin yozlaştığı Kali Yuga, yani "kavgalar çağı"nın sonu anlamına gelecektir. Bundan sonra, Kalachakra'nınkiler başta olmak üzere, öğretilerin gelişip serpileceği yeni bir altın çağ başlayacaktır.

Savaşın Sembolik Anlamı

Manjushri Yashas, Kısaltılmış Kalachakra Tantra'da, Mekke'nin Hint kökenli olmayan halkıyla savaşın gerçek bir savaş olmadığını çünkü gerçek savaşın bedenin kendi içinde olduğunu anlatır. MS on beşinci yüzyıl Gelug tefsircisi Khedrubje, Manjushri Yashas'ın sözlerinin Hint kökenli olmayan dinin takipçilerini öldürme gayesi güden fiilî bir kampanyayı ifade etmediğini açıklar. Birinci Kalki'nin savaşın ayrıntılarını betimlemekteki niyeti, farkındalık yoksunluğu ve yıkıcı davranışlara karşı boşluğun derin mutluluk dolu farkındalığının içsel savaşını anlatmak için bir metafor sunmaktır.

Manjushri Yashas, gizli sembolizmi birer birer sayarak açıkça anlatmıştır. Rudra Çakrin, "zihin-vajra", yani zihnin en gizil saf ışığını temsil eder. Şambala, zihin-vajranın içinde bulunduğu muazzam mutluluk halini temsil eder. Kalki olmak, zihin-vajra'nın kusursuz bir derin farkındalık düzeyinde olduğu, yani aynı anda ortaya çıkan boşluk ve mutluluk anlamına gelir. Rudra Çakrin'in ikigenerali olan Rudra ve Hanuman, bunu tamamlayıcı iki türde derin farkındalığı temsil eder: pratyekabuddhaların ve shravakaların derin farkındalığı. Savaşı kazanmaya yardım eden on iki Hindu tanrısı, birbirine bağlı ortaya çıkmanın on iki halkası ile karmik nefeslerin günlük on iki değişiminin sona ermesini simgeler. Halkalar ve değişimlerin her ikisi de samsarayı sürdüren mekanizmayı betimler. Rudra Çakrin'in ordusunun dört tümeni, sevgi, şefkat, neşe ve eşitlikten oluşan dört ölçülemez tutumun en saf düzeylerini temsil eder.

Rudra Çakrin'in ve tümenlerinin yenilgiye uğrattığı Hint kökenli olmayan güçler olumsuz karmik güçlerin nefret, fesat, hınç ve önyargı tarafından desteklenen zihinlerini temsil eder. Bunlara karşı kazanılan savaş kurtuluş ve aydınlanma yoluna ulaşmak anlamına gelir.

Budist Öğretici Yöntemi

Gerçek anlamda bir kutsal savaşa çağrıyı tekzip eden metinlere rağmen, burada İslam'ın nefret, fesat ve yıkıcı davranışla karakterize olan zalim bir din olduğu çıkarımı, kolaylıkla Budizm'in Müslüman karşıtı olduğunu destekleyici nitelikte kanıtlar olarak kullanılabilir. Geçmişte bazı Budistler bu yanlı görüşe sahip olabilmiş olsa ve bugün de bazı Budistler aynı şekilde hizipçi bir görüşü savunabilse de, Mahayana Budist öğretici yöntemlerinden birinin ışığında farklı bir sonuç çıkarmak da mümkündür.

Söz gelimi, Mahayana metinleri, kişinin başkalarına yardım amacı gütmeden salt kendi kurtuluşu için bencilce çalışması gibi, kimi görüşleri Hinayana Budizm'ini karakterize eden görüşler olarak sunar. Hinayana uygulayıcılarının belirtilen amacı ne de olsa, herkesin faydasını göreceği aydınlanma değil, kişinin kendi kurtuluşudur. Hinayana'ya ilişkin bu gibi betimlemeler önyargıya yol açmış olmakla beraber, Theravada gibi Hinayana okullarına ilişkin objektif bir çalışma, burada sevgi ve şefkat üzerine meditasyonun oynadığı önemli rolü ortaya koyar. Buradan Mahayana'nın gerçek Hinayana öğretilerinden bihaber olduğu sonucu çıkarılabilir. Alternatif olarak ise, Mahayana'nın burada Budist mantığında yer alan, insanların köktenci görüşlerden kaçınmalarına yol açmak için "konumları saçma sonuçlarına taşıma" yöntemini kullandığı kabul edilebilir. Bu prasangika yönteminde niyet, uygulayıcıları bencillik gibi bir uç noktaya kapılmaktan kaçınmaya ilişkin olarak uyarmaktır.

Aynı analiz Mahayana'nın orta çağ Hindu ve Jain felsefelerinin altı ekolünün sunumu için de geçerlidir. Ayrıca Tibetli Budist geleneklerin her birinin birbirleri hakkındaki görüşlerinin ve yerli Tibet Bön geleneğinin görüşlerinin sunumları için de aynı şekilde geçerlidir. Bu sunumlardan hiç biri doğru bir tasvir sunmaz. Her biri, farklı noktaları resmetmek için, diğerlerinin bir takım özelliklerini abartır ve çarpıtır.

Kehanetler ve Tarih arasındaki İlinti

Aynısı, Kalachakra'nın İslam'ın zalimliği ve oluşturduğu potansiyel tehdit hakkında ileri sürdükleri için de geçerlidir. Kalachakra öpretilerinin Hindistan’da ilk ortaya çıktığı MS onuncu yüzyılın sonralı ile on birinci yüzyılın başlarında İslam orduları gerçekten de bazı Budist yöreleri işgal ettiler. Pek çok Budist ve Hindu da, dinlerini korudukları durumda ödemeleri gerekecek olan cizye vergisinden kaçınmak için kendi istekleriyle Müslüman oldular. Bu abartı için bir temel vardır. Budist öğretmenler burada prasangika yönteminin ruhani tehlikeyi resmetmek için İslam'ı kullanmasının dirayetli bir araç olduğunu iddia etseler dahi, bunun, bilhassa modern zamanlarda, fena halde diplomasi yoksunu olduğunu ileri sürmek de mümkündür.

Khedrubje ayrıca, Şambala ile Hint kökenli olmayan güçler arasında öngörülen savaşın, gelecekteki tarihsel bir gerçeğe atıfta bulunmayan salt bir metafordan ibaret olmadığını söyler. Eğer öyle olsaydı, Kalachakra Tantra gezegenler ve takımyıldızlara içsel analojiler uyguladığında, semavi cisimlerin yalnızca metafor olarak var olduğu ve hiçbir dışsal referansı bulunmadığı gibi saçma bir sonuç çıkardı.

Ancak, Khedrubje, Kalachakra'nın buna ek olarak Hint kökenli olmayan dinin sonunda on iki kıtanın hepsine birden yayılacağı ve Rudra Çakrin'in öğretilerinin bunu orada da aşacağı kehanetinin kelimesi kelimesine alınmasına karşı uyarmaktan da geri durmaz. Kehanet, daha önce betimlenen o spesifik Hint kökenli olmayan halka veya bunların dinî inançları veya pratiklerine ilişkin değildir. Mleccha kelimesi burada sadece Buddha'nın öğretileriyle çelişen, Dharmik olmayan güçleri ve inançları ifade eder.

O halde, kehanet, ruhani pratiğe düşman olan yıkıcı güçlerin – spesifik olarak Müslüman ordusunun değil – gelecekte saldıracağı ve bunlara karşı dışsal bir "kutsal savaş"ın şart olacağına ilişkindir. Buradaki örtük mesaj, barışçıl yollar başarısızlığa uğrar da kutsal bir savaş vermek gerekirse, mücadelenin daima Budist şefkat ve gerçekliğe dair derin farkındalık ilkelerini temel alması gerektiğidir. Pratikte, bodhisattva olmayan askerleri eğitirken, bu kılavuz ilkeyi izlemek son derece güç olsa da, doğru olan budur. Buna karşın, savaşı körükleyenin Hint kökenli olmayan nefret, fesat, hınç ve önyargı ilkelerinin olduğu durumda, gelecek kuşaklar atalarının izledikleri yollar ile Hint kökenli olmayan güçlerin yolları arasında fark görmeyecektir. Sonuç olarak, rahatlıkla Hint kökenli olmayanların yollarını benimseyeceklerdir.

İslami Cihad Kavramı

İstilacı yollarından bir tanesi İslami cihad kavramı mıdır? Eğer öyleyse, Kalachakra kesin olarak cihadı mı betimlemektedir yoksa Şambala'nın Hint kökenli olmayanlarca istilasını yalnızca kaçınılması gereken bir aşırılık olarak mı temsil etmektedir? Dinler arası yanlış anlamalara mahal vermemek için, bu soruları araştırmak önemlidir.

Arapça cihad kelimesi, kişinin, örneğin kutsal oruç ayı Ramazan'da açlık ve susuzluk gibi, bir takım acılara ve zorluklara katlanması gereken bir mücadele anlamına gelir. Kendilerini bu mücadeleye adayanlara mücahit denir. Burada akla Budist öğretilerin bodhisattvaların aydınlanma yolunu izlemenin zorluklarına katlanmak için göstermeleri gereken sabır hakkında söyledikleri gelir.

İslam'ın Sünni dalı kabaca beş cihad türünden bahseder:

  1. Askerî cihad, İslam'a zarar vermeye çalışan mütecavizlere karşı yürütülen savunma amaçlı bir kampanyadır. Başkalarına zorla İslam'ı benimsetmeye yönelik saldırı amaçlı bir taarruz değildir.

  2. Kaynaklarla cihad, yoksul ve muhtaçlara mali ve maddi yardım etmeye ilişkindir.

  3. Çalışarak cihad, kişinin kendisini ve ailesini dürüstçe geçindirmek için çalışması demektir.

  4. Tahsil yoluyla cihad, bilgi edinmektir.

  5. Kendine karşı cihad, Müslüman öğretilerine karşı gelen dilek ve düşünceleri aşmak için verilen içsel bir mücadeledir.

İslam'ın Şii dalları birinci türde cihada vurgu yaparak, bir İslam devletine yapılmış bir saldırıyı İslam inancına yapılmış bir saldırıyla bir tutar. Pek çok Şii ayrıca beşinci türdeki içsel ruhani cihadı da kabul eder.

Budizm ve İslam arasındaki Benzerlikler

Kalachakra'nın efsanevi Şambala savaşı sunumu ile İslami cihad tartışması dikkat çekici benzerlikler gösterir. Gerek Budist gerekse de İslam kutsal savaşları, asla başkalarına kendi dinini benimsetmek üzere yapılan saldırı amaçlı kampanyalar değil, dışsal düşman güçlerin saldırılarını durdurmaya yönelik savunma amaçlı taktiklerdir. Her ikisinde de kutsal savaşın anlamının içsel ruhani düzeyleri bulunup, buna göre verilen savaş olumsuz düşünceler ve yıkıcı duygulara karşıdır. Her ikisinde de savaşın önyargı ve nefrete dayanarak değil, etik ilkeler temelinde açılması gerekir. O halde, Kalachakra literatürü, Şambala'nın Hint kökenli olmayanlarca işgalini salt olumsuz olarak sunmakla, esasında cihad kavramını, kaçınılması gereken bir konumu resmetmek için mantıksal uç noktasına taşımak şeklindeki prasangika yöntemi anlamında, yanlış anlatmaktadır.

Dahası, pek çok liderin iktidar ve kazanç uğruna cihad kavramını çarpıtıp sömürmesi gibi, aynısı Şambala'da ve onun yıkıcı yabancı güçlere karşı savaş tartışmasında görülmektedir. MS on dokuzuncu yüzyılda on üçüncü Dalai Lama'nın Buryat Moğolu Rus yardımcı hocası Agvan Dorjiev, Rusya'nın Şambala, Çar'ın da Kalki olduğunu beyan etmiştir. Böylelikle, on üçüncü Dalai Lama'yı, Orta Asya'da egemenlik kurma mücadelesinde "mleccha" İngilizlere karşı Rusya'nın yanında olmaya ikna etmeye çalışmıştır.

Moğollar, geleneksel olarak hem Şambala kralı Suchandra'yı hem de Cengiz Han'ı Vajrapani'nin vücut buluşları olarak addetmiştir. O halde, Şambala için savaşmak, Cengiz Han ve Moğolistan'ın şanı için savaşmaktır. Bu şekilde, 1921'de Beyaz Rus ve Japonlarca desteklenen Baron von Ungern-Sternberg'in aşırı zalimce yönetimine karşı yapılan Moğol Komünist Devrimi'nin lideri Sukhe Bator, birliklerini esinlendirmek için Kalachakra'nın Kali Yuga'yı sona erdirme savaşı anlatısını kullanmıştır. Kalachakra literatüründe iddiasını doğrulayacak hiç bir metinsel zemin olmamasına rağmen, askerlerine Şambala Kralının savaşçıları olarak yeniden doğuş vadetmiştir. Buna karşılık, 1930'larda İç Moğolistan'ın Japon işgali esnasında, Japon derebeyleri Şambala'nın Japonya olduğunu ileri süren bir propaganda kampanyasıyla Moğolları kendilerine bağlamaya çalışmıştır.

Sonuç

Budizm eleştirmenlerinin Kalachakra'nın ruhani savaşın dışsal düzeyine ilişkin suiistimallere odaklanıp içsel düzeyi unutmaları gibi, ki bu durum bir bütün olarak Budizm'e haksızlık olurdu; aynısı cihadın Müslüman karşıtı eleştirmenleri için de geçerlidir. Budist tantralarında ruhani öğretmene ilişkin verilen nasihatler burada faydalı olabilir. Neredeyse her ruhani öğretmen, iyi nitelikler ve kusurlardan oluşan bir karışımdan müteşekkildir. Her ne kadar bir öğrenci öğretmenin olumsuz niteliklerini yadsımaması gerekse de, ısrarla bunlara takılıp kalmak yalnızca öfke ve bunalıma yol açacaktır. Eğer, bunun yerine, öğrenci öğretmenin olumlu niteliklerine odaklanırsa, bu ona ruhani yolda ilerlemek için esin kaynağı olacaktır.

Aynısını kutsal savaşlara ilişkin Budist ve İslami öğretiler için de söylemek mümkündür. Her iki din de, yıkıcı güçler dinî pratiği tehdit ettiğinde dışsal bir savaşa yapılan çağrının suiistimal edildiğini görmüşlerdir. Bu suiistimalleri ne yadsıyıp ne de üzerinde durmak suretiyle, her iki itikatte de içsel bir kutsal savaş açmanın faydalarına odaklanarak, bunlardan esinlenmek mümkündür.