Berzin Arşivi

Dr. Alexander Berzin'in Budizm ve İslam konularındaki Arşivi

Bu sayfayı Metin Versiyonu olarak değiştirin. Ana Geziyi Atla

Anasayfa > Tarihsel, Kültürel ve Karşılaştırmalı Çalışmalar > Budizm ve İslam > Çin’deki Hui Müslümanlarına Tarihsel Bir Bakış

Çin’deki Hui Müslümanlarına Tarihsel Bir Bakış

Alexander Berzin
Nisan 1995
Türkçe'ye Çeviren: Yeşim Özben

Çin’deki Müslüman Ulusal Azınlıklar

1990 nüfus sayımına göre Çin Halk Cumhuriyeti’ndeki Müslüman nüfus 17,6 milyon olup, bunlardan 8,6 milyonu Hui, 7,2 milyonu Uygur, 1,1 milyonu Kazak, 375.000’i Kırgız, 33.500’ü Tacik ve 14.500’ü Özbektir. Huilerin temel dili Çince iken, Tacikler Farsçayla akraba bir Hint Avrupa dilini tüm diğerleri ise Türkî diyalektler konuşur. Çin’de resmi olarak tanınan elli altı ulus arasında Huiler birleştirici tek kimlik kategorilerinin dinleri (İslam) olmasıyla benzersizdir. Ortak bir ulusal dilleri yoktur, pek çoğu Han Çinlileriyle evlilik yapmıştır ve Çin’deki neredeyse tüm kent ve kasabalarda yaşamaktadırlar. Bir özerk bölge – güney Kansu ve İç Moğolistan arasındai Ningşia, iki özerk eyalet ve yedi özerk ile sahiptirler. Ayrıca Çince’deki “Hui” sözcüğü, Çin’de ve dışarıda olmak üzere tüm Müslümanlara atıfta bulunmaktadır.

Huilerin Kökeni

Huiler Çin’deki ulusal azınlıklardan biri olmakla beraber etnik olarak homojen bir grup değildirler. Arap, Pers, Orta Asya ve Moğol kökenlere sahip olup Çin’e birkaç dalga halinde geldiler. İlk Arap İslam delegasyonu Çin’e Tang Hanedanlığı döneminde MS 651’de Hazreti Muhammed’in ölümünden ondokuz ve İran’ın Araplar tarafından fethinden bir yıl sonra eldi. Bu tarihten itibaren çoğu Arap, az bir miktarı da İranlı olan bir grup tüccar Çin’in güneydoğu sahillerine yerleşti. 758 yılında, Çinli Tang imparatoru Bağdat’taki Abbasi Halifeden kuzeybatıdaki Ningşia ve Kansu bölgelerindeki An Lushan isyanını bastırmaya yardım etmek üzere 20.000 askerlik bir ordu göndermesini istedi. Arap ve İranlı askerler bunun ardından Çin’de kalarak kuzeybatıdaki Ningşia ve Kansu bölgelerine yerleştiler. Daha sonra, 801 yılında, Tibetliler güneybatı Çin’de Yunnan’daki Nanzhao krallığına karşı savaşlarında yardım etmek üzere 20.000 Arap ve Sogdian paralı askerini konuşlandırdılar. Savaş Tibetlilerin yenilgisiyle sonuçlandıysa da Müslüman askerler bölgede kaldı. Bunun ardından 1070 ve 1080 yıllarında 15.000 Arap askerinden oluşan ikinci bir dalga, Kuzey Song Çin imparatorunun davetiyle küçülmüş olan krallığı ile büyümekte olan Khitan İmpratorluğu arasında kuzeydoğu Çin’de bir ara bölge oluşturmak için geldi.

Ancak, Huilerin en büyük kısmı 1279 yılında Moğol lideri Kubilay Han’ın Çin’e yedek asker olarak gönderdiği iki – üç milyon Orta Asya Müslümanının torunlarıdır. Bu askerler 1279’da Kubilay Han’ın güney Çin’i fethetmesine yardımcı oldular ve barış zamanında da Çin’de tüccar, tarım işçisi ve zanaatkar olarak yerleştiler.

Kubilay Han’ın torunlarından biri olan Ananda, İranlı Müslüman bir süt ana baba tarafından büyütüldü. 1285’te Kansu, Ningşia ve Siçuan’daki fethedilmiş Tangut kraliyetini kapsayan bir bölge olan Anxi Prensi oldu. Tangutlar Tibet ve Çin Budizminin bir biçimine bağlıydılar. İran’daki İlhanlılar’dan yeğeni Gazan Han ile birlikte Prens Ananda 1295 yılında Müslüman oldu. Bunun sonucu olarak Anxi’de 150.000 askerden oluşan Anxi’deki Moğol ordusu ve Tangutların çoğu da İslamiyeti benimsedi. Böylece 1368’de Moğol Yuan Hanedanlığı sona ererken Huiler Çin’deki en büyük azınlık olmuştu.

Ming Hanedanı sırasında Huilerin korunması

Pek çok akademisyene göre, Ming Hanedanı'nın kurucusu, Moğollardan sonra Çin'e hükmeden yerli Han hanedanı, aslında Hui soyundan geliyordu, ama bu iyi saklanmış bir sırdı. Kendisi, Moğolları yendikten sonra Huilere dini, siyasi ve ekonomik özgürlük verdi. Ancak, Han Çinlilerinin önyargılarından korumak amacıyla, Huilerin Çinlilerle evlenip, Çince konuşmaları ve Çinli gibi giyinmelerini buyurdu. Huiler bu andan itibaren farklı kültürel köklerini kaybetmiş oldular.

Qing Hanedanı sırasında Mançu Zulmü

Çin'e Ming'den sonra hükmeden hanedan olan Mançu Qing Hanedanı (1644 – 1912), Minglerin Huileri korumasına tepki olarak Çin'deki Müslümanlara eziyet etmeye başladı. Bu zulüm Doğu Türkistan'daki Müslüman Uygurlara kadar uzanmıştır. 1648 ve 1878 yılları arasında, Qing baskısına karşı yapılan on başarısız ayaklanmada on iki milyondan fazla Hui ve Müslüman Uygur ölmüştür. Kendileri de Mançular ve Han Qing güçleri tarafından zulüm gören Tibetliler ise Huilerle iyi ilişkilerini sürdürmüştür. Söz gelimi, Beşinci Dalai Lama, 1652'de Pekin'deki Mançu İmparatorluk Sarayı'na giderken, günümüzde Ningşia denilen Yinchuan'daki Hui Müslüman liderlerini ziyaret etmiştir. Aralarında felsefi ve dini konular konuşmuşlardır.

Kırgızistan'a göç – Dunganlar

Ondokuzuncu yüzyıl sonunda Rusya'nın hakimiyeti altında bulunan Batı Türkistan'a iki Hui göç dalgası olmuştur. Birinci grup, Mançu egemenliğine karşı yapılan başarısız bir ayaklanmadan sonra, 1878'de Kansu ve Shanxi'den gelmiştir. İkinci dalga 1881'de Doğu Türkistan'ın en batısındaki İli nehri vadisinden gelmiştir. Bu bölgeyi 1871'de Ruslar işgal etmişti, ama 1881'de St. Petersburg anlaşmasıyla Çin'e geri verilmesinden sonra, yerel halka Rus veya Çin vatandaşlığı arasında tercih hakkı verilmiştir. Bu iki Hui göçmen dalgası çoğunlukla Kırgızistan'ın Çu Nehri vadisinde, Bişkek yakınlarına yerleşmiştir. Bunlar kendilerine Dungan diyordu.

Batı Huileri ve Doğu Huileri

Günümüzde, Çin'de Huiler iki büyük gruba ayrılmıştır. Merkezi Ningşia'da bulunan ama aynı zamanda Kansu'da (Amdo bögelerinin hem içinde hem dışında), Çinghay'da, İç Moğolistan'ın batı tarafında, ve Çin'in kuzeydeki Shaanxi, Shanxi, Henan ve Hebei eyaletlerinde yaşayan Batı Huileri. Bunlar kalabalık gruplar halinde Tibet'in merkezine göç eden ve şu anda Lhasa'daki dükkanların üçte birine sahip olan Müslümanlardır. Ruhani ve kültürel merkezleri, Kansu'da Labrang Manastırı ile Lanzhou arasında yer alan Lingxia'dır. Doğu Huileri ise bilhassa İç Moğolistan'ın doğu tarafında yaşamaktadırlar.