Berzin Arşivi

Dr. Alexander Berzin'in Budizm ve İslam konularındaki Arşivi

Bu sayfayı Metin Versiyonu olarak değiştirin. Ana Geziyi Atla

Anasayfa > Budizmin Dünyadaki Yeri > Budizm’in Günümüz Dünyasındaki Yeri > Enver Sedat Barış Konuşması

Enver Sedat Barış Konuşması

On Dördüncü Kutsal Dalai Lama
University of Maryland, College Park, Maryland, ABD
Mayıs 2013
Bazı kısımları Alexander Berzin tarafından düzenlenmiştir
Türkçe’ye çeviren: Yeşim Özben

Giriş

Bir konuşma yaptığımda formaliteye gere yoktur. Aslında, hepimiz insan olarak aynıyız. İnsan olarak, bunların doğası gereği hiçbir formalite olmadan doğar ve ölürüz. Öylesine gelir ve gideriz. Bu nedenle, konuşmalarıma başlarken siz sayın büyük kardeşlerim ve kızkardeşlerim ile sayın küçük kardeşlerim ve kızkardeşlerime insan olarak aynı olduğumuzdan bahsetmeyi tercih ederim. 7 milyarlık bir insan ailesinin ferdiyiz ve her birimiz mutlu bir yaşam sürmek isteriz. Bu da huzurlu bir yaşamla çok ilgilidir. Herkes sorun yaşamamak ister ve herkes bu hedefe ulaşma hakkına sahiptir. Dünya için sorun yaratmakla uğraşan kişiler için bile sabah uyandıklarında “bugün daha az sorun olacak” diye bir umutları olduğunu sanıyorum. Yedi milyar kişiden hiç birinin uyandığında “Bugün daha çok sorun yaşamalıyım!” diye düşündüğündü sanmıyorum.

Önemli olan insan olarak aynı olduğumuzdur. Hep söylediğim gibi zihinsel, duygusal ve fiziksel olarak aynıyız. Özellikle konuşma yaptığımda daima sizleri benimle aynı, aramızda hiçbir fark olmayan insanlar olarak görürüm. “Budistim”, “Tibetliyim” veya “Dalai Lama” ya da bir tür özel kişi olduğumu vurgulamam saçmalık olur. Bu tür bir düşünce biçimi aramızda bir tür engel oluşturur. Elbette tenimizin rengi veya burnumuzun şekli gibi bir takım farklar vardır. Ama daha derin bir düzeyde, duygusal olarak aynıyız ve yapıcı ya da yıkıcı duygulara sahip olma konusunda aynı potansiyele sahibiz. Ayrıca zihinsel ve entelektüel olarak da hepimiz aynı potansiyele sahibiz. Bu nedenle insan olarak konuşmak daha iyidir.

Mutluluk Nedir?

Herkes mutlu bir yaşam sürmek ister, o halde mutluluk nedir? Gerçekten uzun süren, güvenilir mutluluk nedir? Buna oldukça derinden bakmamız gerekir. Duyu organlarımızdan gelen güzel bir şey görme, güzel bir şey işitme, güzel tatlar veya kokular gibi deneyimler bir miktar tatmin sağlar. Ancak, bu gibi duyusal deneyimlere dayanan tatmin çok yüzeyseldir. Belli bir takım olanaklar mevcut olduğunda bir tür neşe ya da mutluluk veya keyif hissedersiniz ama büyük ve rahatsız edici bir gürültü olur olmaz keyif sona erer. Ya da bazen televizyon seyrederek keyif almaya çalışan insanlar görürsünüz, televizyon olmadan sadece bir saatte canları sıkılır. Bazı kişiler eğlenmeyi ve dünyanın farklı yerlerine seyahat ederek sürekli olarak yeni yerler, kültürler, müzik ve tatları deneyimlemeyi çok severler. Bunun zihinsel eğitimle iç huzur yaratamamaktan kaynaklandığını sanıyorum.

Öte yandan uzun yıllar boyunca münzevi hayatı yaşayan kişiler gerçekten de en mutlu hayatı sürer. Bir zamanlar Barselona’da İngilizcesi benimki gibi olan ve bu yüzden de kendisiyle konuşma cesareti bulduğum Katolik bir keşişle karşılaştım! Organizatör bana keşişin münzevi hayatı yaşayarak dağda beş yıl geçirdiğini söyledi. Ona dağda ne yaptığını sordum, o da sevgi hakkında düşündüğünü veya meditasyon yaptığını söyledi. Bundan bahsettiğinde gözlerinde huzurdan gerçekten hoşlandığını gösteren çok özel bir ifade vardı. İşte bu duyusal deneyimlerle değil, bazı daha derin değerlerin geliştirilmesiyle edinilen huzura bir örnektir. Sürekli olarak sevgiyi düşünmek gerçek dinginlik yaratmıştır.

Bu yüzden şimdi artık konuşma yaptığımda daima maddi gelişmenin fiziksel rahatlık için çok gerekli olduğunu ama bu maddi değerin hiçbir zaman gerçek anlamda zihinsel rahatlık sağlamadığını vurgularım. Bazen insanlar zenginleştikçe açgözlülükleri artar ve daha çok stres yaşarlar. Bunun sonucunda mutsuz olurlar. Bu nedenle, mutlu bir yaşam sürmek için yalnızca maddi değerlere güvenmeyin. Maddi değerler gereklidir ama bunların yanında içsel değerlerimize daha yakından bakmamız gerekir. Dine inansak da inanmasak da, insan olduğumuz sürece iç huzur şarttır.

Huzur ve Sağlık

Bazı biliminsanları bulgularına göre stresin tansiyon ve pek çok başka şey için sorun yarattığını söylemektedirler. Ve bazı tıp biliminsanları da sürekli korku, öfke ve nefretin bağışıklık sistemimizi tükettiğini söylemektedirler. Sağlıklı bir bedenle sağlıklı bir zihin birbirleriyle çok ilişkili olduklarından sağlık için en önemli etmenlerden biri huzurdur. Kendi deneyimlerimden konuşacak olursam, iki yıl önce medyadan birisi bana reenkarnasyonum hakkında bir soru sordu. Kendisine şakacı bir bakış attım, gözlüklerimi çıkardım ve sordum “Yüzüme baktığınızda reenkarnasyonum acil mi değil mi?!” Ve o da hiç acelesi olmadığını söyledi!

Yakın zamanda Avrupa’da çok eski birkaç arkadaşım yirmi, otuz, hatta kırk yıl önce çekilmiş bazı fotoğraflarımı karşılaştırdılar ve herkes yüzümün hala genç göründüğünü söylüyor. Kendi yaşamımda pek çok sorunun olduğu zor dönemlerden geçtiğimi ve kaygı, depresyon ve yalnızlığa yol açmaya yetecek etmenler olduğunu görebilirsiniz. Ama sanırım zihnim göreli olarak huzurludur. Ara sıra sinirlendiğim olur ama esas olarak zihnim oldukça dingindir.

Kozmetiğe bir sürü para harcayan genç hanımlara sataşmak hoşuma gider. Bir kere kocalarınız çok pahalı olduğundan şikayet edebilir! Her durumda, dışsal güzellik önemlidir ama içsel güzellik daha da önemlidir. Çok güzel bir yüzünüz olabilir ama içten bir gülümseme ve şefkatli bir ifadeyle çirkin bir yüz de makyajsız bile güzel görünebilir. Gerçek güzellik budur; gerçek değer içimizdedir. Dışsal olanaklar için çok para gerekir – daha büyük mağazalar ve daha büyük süpermarketler. Ama iç huzur için hiç masraf gerekmez! Bu içsel değerler hakkında düşündüğünüzde ve bunlara aşina olduğunuzda yıkıcı duygular giderek azalacaktır. Bu iç huzur sağlar.

Başkalarının iyiliği için daha merhametli bir yaklaşım veya onları düşünme kendine güven yaratır. Kendinize güvendiğinizde yaptığınız herşeyi şeffaflıkla, dürüstlükle ve doğrulukla yapabilirsiniz. Bu da başkalarıyla aranızda güven yaratır, güvense dostluğun temelidir. Biz insanlar, dostluğa gereksinim duyan sosyal hayvanlarız. Dost edinmek güç veya parayla, hatta eğitim veya bilgiyle gerçekleşmez, dostluk için temel etmen güvendir. Bu nedenle diyalogun temelini başkalarının iyiliğini düşünmek ve onlara saygı duymak oluşturur.

Enver Sedat Barış Konuşması

Enver Sedat Barış Konuşmasını yapıyor olmaktan dolayı çok mutlu olduğumu ve kendimi çok onurlanmış hissetiğimi söylemeliyim. Bir cumhurbaşkanı olarak kendi bölgesinde barış yaratmak için gerçekten kararlı ve cesur adımlar attı ve yaptıklarını uzaktan beğeniyle izledim. Bugün dul eşiyle tanıştım ve çok mutlu oldum, bu çok onur verici bir şey. Ona merhum eşini ne kadar takdir ettiğimi söyledim. İçinde şüphe veya nefret barındırsaydı bu kadar cesur olması çok zor olurdu. En iyisi uzun dönemli çıkarları dikkate alan ve düşmanınıza saygı duyduğunuz, onunla konuştuğunuz ve aranızdaki benzerlik ve farklara baktığınız daha geniş, daha bütünsel ve uzun dönemli çıkarları dikkate alan bir düşünme biçimidir.

Herkes barış ister ve kimse sorun olmasını veya her zaman acılara yol açan şiddeti istemez. Şiddetin en kötü yönü sonuçları tahmin etmenin imkansız olmasıdır. Bir kez şiddet uygulandıktan sonra, iyi niyetle veya iyi bir amaç için yapılmış olsa bile yöntem şiddet içerdiğinden beklenmeyen sonuçlar olacaktır. Bu daima böyledir. Bu yüzden Enver Sedat’ın adı altında konuşmanın büyük bir onur olduğunu düşünüyorum ve bana bu fırsatı sunan üniversiteye ve ilgili kişilere teşekkür ederim.

Dinsel Uyumu Yayma

Bir konuşma yaptığımda daima kendimi önce insan olarak düşünürüm. İnanan ya da inanmayan herkes insan olarak aynıdır ve huzurdan bahsederken bu temelde konuşurum. İkinci bir düzeyde Budistim ve görevlerimden biri dinsel uyumu teşvik etmek ve yaymaktır. Dünyanın önde gelen dinsel gelenekleri arasında iki kategori bulunur: bir yaradana inanan dinler ve böyle bir alt kavramın bulunmadığı dinler. Bunlar temel farklardır. Teist dinler arasında önceki yaşamlar, ölümden sonrası vs. konusunda daha başka farklar da vardır. Bu şekilde baktığımızda, Hindu geleneğinde bir yaradan vardır ama aynı zamanda nedensellik kanunu nedeniyle yaşamdan sonra yaşam da vardır. Ve hatta Hristiyanlıkla İslam arasında bile bazı ufak farklar vardır: Bir Tanrı, tek Tanrı ve Kutsal Teslis vs.

Eski Hindu geleneğinde, en az üç bin yıldır bir yaradan kavramı olmayan bir felsefe de vardır. Jainlik ve Budizm bu felsefeyi izler. Ve bu yaratan kavramı olmayan gelenekler arasında da kalıcı bağımsız bir ruh veya benliğin varlığı veya yokluğu konusunda farklılıklar vardır.

Tüm bu farklı felsefi görüşlerin amacı nedir? Bunlar aklıselim sahibi ve şefkatli bir kişi olmaya farklı yaklaşımlardır. İşte bu yüzden tüm bu farklı dinsel gelenekler aynı sevgi, şefkat, hoşgörü ve bağışlama mesajını verir. Bazı sorunlar ve durumlar öfkelenmemize yol açar ve bu yüzden de pratik edebileceğimiz bağışlama ve hoşgörü öğretileri vardır. Hoşgörü doğrudan öfkeyle savaşırken, bağışlama da nefretle savaşır.

Bu nedenle, tüm büyük dinsel gelenekler aynı mesaja ve sevgi mesajı aracılığıyla barış sağlama konusunda aynı potansiyele sahiptir. Elbette mantıksal olarak sonuçta barış nefret, öfke ve bunların üstesinden gelme şefkatiyle bağlantılıdır. Sadece aile veya birey düzeyinde barış bile iç huzurdan kaynaklanmalıdır. İç huzurun kaynağı şefkat ve bağışlamadır. Tüm dinler barış dolu bir dünya, aile ve birey yaratmak konusunda aynı potansiyele sahiptir.

Peki neden bu farklı felsefeler var? İnsanlar arasında pek çok farklı mizaç ve eğilim var. Bazıları için teistik dinsel gelenekler daha etkiliyken bazıları için de teistik olmayan bir yaklaşım daha etkilidir. Bu farklı ilaçlar gibidir: farklı içerikleri olabilir ama hepsi de hastalığı iyileştirmeyi amaçlar. Farklı fiziksel koşullar ve yaşa bağlı olarak farklı hastalıklar vardır, bu nedenle farklı ilaçlara gereksinim duyarız. Benzer şekilde, zihinsel huzur için olan ilaçların da çeşitlilik göstermesi gerekir ve tüm büyük dinsel gelenekler aynı potansiyel ve aynı hedefe sahip olduklarından biz yedi milyar insan için çok anlamlıdırlar.

Farklı Zihinsel Yapılar için Farklı Yaklaşımlar

Budizm içerisinde farklı felsefi görüşler öğretmiş olsa da Gautama Buddha’ya tam inanç duyduğumuz oldukça açıktır. Neden? Çünkü izleyicileri arasında çok farklı mizaçlarda kişiler vardı ve bu nedenle aynı gelenek içerisinde farklı yaklaşımları göstermek gerekliydi. Farklı coğrafi ortamlarda, çok farklı yaşam tarzlarına sahip milyarlarca kişi vardır ve bu farklı yaşam tarzları nedeniyle farklı yaklaşımlara gerek duyan farklı mizaçlara sahiptirler. Karşılıklı saygıyı geliştirmenin temelinde tüm büyük dinsel geleneklerin aynı sevgi, şefkat ve bağışlama mesajını taşıdığını anlamak yatar. Karşılıklı saygıyı oturttuktan sonra birbirimiz hakkında bilgi edinmeye başlayabiliriz ve bu da kendi geleneğimizi zenginleştirir.

Kendi deneyimime gelirsek, tanışmış olduğum Hristiyanlar, Müslümanlar, Museviler ve Hindulardan yeni fikirler öğrendim; bunlar da kendi pratik ettiklerimi zenginleştirmektedir. Dolayısıyla, karşılıklı takdir ve saygı temelinde farklı dinsel gelenekler arasında gerçek bir uyum geliştirmek mümkündür. Benim de kendime görev edindiğim iki numaralı saik dinsel uyumun teşvikidir.

Günlük Hayatımızda Ahlaki Değerlerin Uygulanması

Daha önce de söylediğim gibi, burada olmak benim için bir onur. Merhum Enver Sedat'tan bahsederken, sadece onun büyüklüğünü anmakla yetinmemeli, onun değerlerini günlük hayatlarımızda uygulamaya çalışmalıyız. Sedat, kendi diyalog ruhu içerisinde, ne kadar zor olursa olsun sorunların konuşma yoluyla çözülmesinin ne kadar önemli olduğunu göstermiştir. Genellikle yirminci yüzyılın çok kan döküldüğü bir yüzyıl olduğunu söylerim, yirmi birinci yüzyılın ise barış yüzyılı olması gerekir. Bu, artık hiç bir sorun kalmayacağı anlamına gelmez çünkü sorunlar her zaman olacaktır. Bunun anlamı, barış yüzyılı yaratmak için, sorunlarımızın çözümünde barışçıl araçlar ve diyaloga dayalı bir yöntem geliştirmemiz gerektiğidir.

Buraya gelmeden önce valinin oğluyla buluştum ve ona pek çok yaşlı erkek ve kız kardeşlerin, benim zaten geride kalmış olan yirminci yüzyıl neslimin, yani bizlerin, "haydi bize güle güle!" demeye hazırlandığımızı söyledim. Yirminci birinci yüzyılın nesli, yani onbeş otuzbeş yaş arası insanların nesli ise esas yirmi birinci yüzyıl neslidir. Bu yüzyıldan geriye neredeyse doksan yılımız kalmış durumda ve yeni nesil de hayatlarının geri kalanını onun içinde yaşamak durumunda, bu sebeple yeni, daha iyi, daha mutlu bir dünya yaratma fırsatı ve dolayısıyla sorumluluğunu taşıyoruz. Bu da insanlığın birliğine olan sağlam bir inanç temelinde mümkün olabilir.

Farklı dinsel inançlar veya milliyetler ikincildir, o kadar önemi yoktur. Bu ikincil düzeydeki farklılıklara fazla önem verdiğimiz zamandır ki insanlığın birliğini unuturuz ve sorunlar da işte o zaman başlar. Öbür türlü düşünmemiz gerekiyor. Önce insanlığın birliğini düşünmeli. Bugünün küresel ısınma ve küresel ekonomiye bağlı gerçekliği ulusal sınırlar ve dinsel farklılıkların bir önemi olmadığını gösteriyor. O zaman yeni neslin de küresel bir düzeyde insanlık hakkında, tüm insanların birliği hakkında daha çok düşünmesi gerekiyor. İkincil düzeydeki farklılıklar aşkına kısa vadeli çıkarlar peşinde koşmak ve insanlığın birliğini bu uğurda feda etmek gerçek bir felakettir. Öyle bir vizyon yaratınız ki bu yüzyıl nihayet tüm dünyanın askerlerden arındığı bir barış yüzyılı haline gelsin. Bu mümkün, o yüzden lütfen bu konuda biraz daha ciddiyetle düşününüz!

Teşekkür ederim! Şimdi soruları alabiliriz.

Soru: Kutsal Dalai Lama, 2011'deki turunuzun Newark durağında ABD'nin eğitim sisteminin ahlaki öğretileri de bünyesine katmasını önerdiniz. Resmîleşmiş bir etik dersini önerir misiniz? Dünyanın çeşitli yerlerinde pek çok devlet denetiminde etik dersleri verilmekte; ABD eğitim sistemi için resmîleştirilmiş bir etik dersi ileri sürme konusunda ne gibi sorunlar görüyorsunuz?

Kutsal Dalai Lama: İnsanlığa dair gözlemlerim neticesinde eğitimin harikulade bir yeni dünya getirmiş olduğunu düşünüyorum. Bence dünyanın her yerinde, herkes eğitimin çok önemli bir şey olduğunu düşünüyor. Bugünlerde, pek çok ülke ve toplumda eğitim standardı hayli yüksek ama hâlâ başa çıkmamız gereken sorunlar ve krizler var. Hatta toplum için onca sorun yaratan kişilerin bile eğitimlerine baktığımızda oldukça yüksek standartta olduğunu görüyoruz. İç rahatlığı açısından bakınca, pek çok iyi eğitimli arkadaşım var, ama insan olarak çok mutsuzlar. Bu da otomatik olarak daha sağlıksız bir ruhsal durum getiriyor ve yeri geldiğinde öldürme, yalan söyleme, riya, sömürü, zorbalık ve benzeri pek çok soruna yol açıyor.

Ben de bu insanlara genellikle tüm büyük dinsel geleneklerin bize daha derin değerler öğrettiğinden bahsediyorum. Tabii ki bu değerleri öğretenler arasında da bunları samimi bir şekilde uygulamayanlar var. Çok kez söylediğim gibi, bazen din adına konuşanlar gerçekte riya üzerine kurulu bir hayat yaşıyor, hoş sözler söylüyor ama söylediklerinden farklı şeyler yapıyorlar. Bu, içsel değerlere gerçekten inanmamanın açık bir göstergesidir. Salt dinsel inanç yoluyla değerlere inanç aşılamaya çalışmak esasında oldukça sınırlı kalıyor. Ama önceki Papa'nın da dediği gibi, inanç ve aklın elele gitmesi gerekiyor.

Bunun çok, hem de çok doğru olduğunu düşünüyorum. Eğitim ve farkındalık yoluyla akla ihtiyacımız var. Tek umudumuz eğitimde. İnsanları sıcak yüreklilik ve başkalarıyla ilgili ve alakadar olma konusunda eğitirsek, onlar da diğer insanları kendi refahları ve sağlıklarının en önemli kaynağı olarak görmeye başlarlar. Aile ve toplumdaki sorunlar ahlaki ilkelerin eksikliğınden kaynaklanıyor. Dolayısıyla mevcut eğitim alanında ahlaki ilkeler konusunda daha fazla öğretiye yer vermemiz gerekiyor çünkü bu haliyle yeterli değil.

Zihin ve duygular meselesine gelince, eski Hint düşüncesi öfke, nefret ve korku gibi yıkıcı duygularla mücadele konusunda pek çok açıklama getiriyor. Benim kendi deneyimlerime göre ise, modern biliminsanları ve eğitimcilerle diyalog içerisinde geçen son otuz yılda, bunların bir çoğunun Budizm de dahil olmak üzere eski Hint geleneklerindeki bilginin enginliğini gerçekten takdir ettiklerini gördüm. Bu biliminsanları salt bu bilgileri takdir etmekle kalmıyor, hatta artık bunları destekleyen sağlam kanıtlar sunan deneylerle birlikte araştırmalar da yürütüyorlar. Biz de geçtiğimiz iki yıl boyunca zihinle ilişkili ahlaki etik değerlerin modern eğitim sistemine nasıl eklemlenebileceği konusunu ciddiyetle inceledik. İhtiyacımız olan şey zihine ilişkin akademik bir konu ya da benim "zihin haritası" dediğim şeyi geliştirmek. Öğrenciler o zaman, kendi deneyimleri yoluyla, öfkenin nasıl kendi iç huzurlarını yok ettiğini görebilirler.

Öğrenciler anne ve arkadaşlarının kendilerine gösterdiği alakayı çok seviyor. Genç yaştan itibaren bu alakanın değeri onların içinde güçlü bir yaşam buluyor. İnsanlar bizler gibi büyüyüp yetişkin olduğunda bazen ilgi ve alakaya ihtiyaçları olmadığını, her şeyi kendi başlarına yapabileceklerini söylüyorlar. Ancak bu temel insani değerler temel bir biyolojik faktördür ve dinden gelmezler. Bir annenin çocuklarına gösterdiği ilgi ve sevecenlik muazzam bir şeydir ve bunu hayvanlarda da görürüz. Bu biyolojik bir faktördür, dinden gelmez. Öyleyse şu anda bize lazım olan şey, çocuklar henüz daha küçükken, bu sevecenlik deneyimi içlerinde hâlâ canlıyken, onlara bu değerlerin yaşamlarının son noktasına kadar, ölümlerine değin, çok önemli olduğunu öğretmektir. Bu değerler mutluluğumuzun ve neşemizin en temel kaynağıdır.

Bu konuda dine bel bağlamak yerine, bilimsel bulguları kapsayan açıklamalar ve akıl yürütmeyi kullanmalıyız. Dine bel bağlarsak, bu yaklaşım evrensel olmaz. Fakat evrensel olarak yüzyüze olduğumuz sorunlardan bahsettiğimize göre, bu sorunlarla yüzleşme yöntemimizin de evrensel olması gerekir. Bu yaklaşıma genellikle "seküler etik" adını veriyorum. Bu "seküler" kelimesini açıklamak istiyorum çünkü Batıda bu kelimenin olumsuzluk taşıyan veya dine saygısızlık gibi çağrışımları olduğunu görüyorum. Oysa sekülerlik Hint kültüründeki anlayışı bağlamında, şu veya bu belirli din arasında herhangi bir tercih yapmaksızın, tüm dinlere de ve inanmayanlara da aynı şekilde saygı anlamına gelir. Bundan dolayıdır ki Hindistan bağımsızlığını kazandığında anayasası seküler kavramlar üzerinde temellendirilmiştir.

Hindistan çok dinli bir ulus olduğundan, bir dinin diğerinden üstün olduğunu söyleyemezsiniz. Küresel düzeyde de, sekülerlik evrensel olarak kabul edilebilir olan tek yoldur. Dolayısıyla şu anda seküler eğitim alanına uygun düşecek bir müfredat oluşturmak üzerinde çalışıyoruz. Şu an bunun üzerindeki çalışmalarımız sürüyor, belki de bir seneye kadar hazır olacağız. Ancak biliminsanları, düşünürler, eğitimciler ve diğerleriyle birlikte daha çok araştırma ve çalışma yapmamız gerekiyor; bunu Hindistan'da hali hazırda yapıyoruz.

Müfredatı tamamladığımızda belki de bu üniversite gibi yerlerde deneme niyetine bir program yürürlüğe sokulabilir. Bir okul programı uygulayıp birkaç sene sonunda sonuçları izleyebilir. Olumlu sonuçları olduğu görülürse, müfredata son şeklini verebilir, kapsamını on okula, yüz okula ve sonra eyalet düzeyine genişletebiliriz. Eyalet düzeyinden sonra ise, daha ileri düzeyde ciddi tartışmalarla, nihayetinde federal düzeye ve sonrasında BM düzeyine kadar genişletilebilir, tâ ki tüm dünya dine değil de sekülerliğe dayalı bir tür ahlaki etik eğitimi sunmaya ikna olana kadar.

Soru: Dinlerarası diyalog konusundaki çabalarınızın geçtiğimiz on yılda radikal İslama ilişkin endişeler ile ABD ve İslam dünyası arasındaki gerginlik sebebiyle güçleştiğini düşünüyor musunuz? 11 Eylül'ü takip eden on yıl içerisinde diyalog biraz olsun kolaylaştı mı?

Kutsal Dalai Lama: Dikkate değer hiçbir değişiklik olmadı; otuz, kırk yılı aşkın süredir diyaloglarda bulunuyoruz. Kendi adıma daima yüzünüzde bir gülümsemeyle birbirinize iyi dileklerinizi sunduğunuz kısa törenler ve ayinlerden ibaret olmayan dinlerarası etkinliklerde bulunmaya gayret ediyorum. Bundan ziyade, daha fazla ciddi tartışmalarda bulunmayı tercih ediyorum. Farklılıklarımız nelerdir, benzer yönlerimiz nelerdir, bunun amacı nedir? Daha da önemlisi uygulayıcıların uygulayıcılarla buluşması. Bazı Katolik keşişlere gerçekten hayranlık duyuyorum. Trappist keşiş, merhum Thomas Merton'la tanıştığımda ondan ve pek çok diğer Hristiyan rahip ve rahibelerinden pek çok uygulama ve deneyim öğrendim. Bir keresinde Avustralya, Sidney'deki bir etkinlikte Hristiyan bir papaz beni tanıtırken iyi bir Hristiyan olduğumu söyledi! Ben de konuşmamı yaparken ondan iyi bir Budist olarak bahsettim! Bir anlamda aynı pratiği yapıyoruz, aynı potansiyele sahibiz. Yakınlaşıp birbirimizi daha derin bir şekilde tanıdığımızda, karşılıklı saygı ve hayranlık kendinden gelişti.

Ayrıca Müslüman kız ve erkek kardeşlerimle buluşmak konusunda da özel çabalarda bulundum. Şii ve Sünni Müslümanlar arasında yaşanan kavgalar türünden itilaflar, aynı Kuzey İrlanda'da Protestanlar ve Katolikler arasında olduğu gibi, dinden kaynaklanmıyor; daha ziyade, esas faktörü politika oluşturuyor. Geçmişte dahi, din adına meydana gelen tarihsel çatışmaları yönlendiren iktidar hevesi veya ekonomik çıkarlardı, ama dinin adını kullanıyorlar. O halde bir ayrım yapmamız lazım. Siyasi meseleler dinsel araçlarla değil, siyasi araçlarla çözülmelidir. Din bağlamında, başkalarına zarar vermek için bir sebep yoktur.

Bu trajediler bize sürekli çaba göstermemiz gerektiğini hatırlatıyor çünkü din adına öldürmek gerçekten çok üzücü, akla hayale sığmaz bir şeydir. Bugünlerde, Burma ve Sri Lanka'daki Budistler bile işin içinde; Budist keşişler Müslüman camilerini ve evlerini yakıp yıkıyorlar. Bu gerçekten çok üzücü. Bir defasında Budist kız ve erkek kardeşlerimden Müslüman toplumuna karşı olumsuz duygular beslediklerinde Buddha'nın yüzünü gözlerinin önüne getirmelerini istedim. Buddha kuşkusuz Müslüman kız ve erkek kardeşlerimizi kollamamızı isterdi. Yani bu çatışmaların ardında en başta ekonomik gerekçeler yatıyor; din işe dahil olduğunda ise bu, insanların alevlenen duyguları yüzünden oluyor. Duygularımız aşırı arttığında, manipüle edilmemiz de kolaylaşır. Bu çok üzücü bir şey ama yılmak için sebep yok. Sürekli mücadele etmeye devam etmeliyiz; sonuçları da mutlaka gelecektir. Bazen dinsel uyuma bir parça katkıda bulunmuş olmakla bir nebze gurur duyuyorum.

İnsanlar çabalarımı veya düşüncelerimi görüp bana hak verdiklerinde bu bana daha da cesaret veriyor. Nobel Barış Ödülü ilan edildiğinde hemen basit bir Budist keşiş olduğumu söyleyerek tepki verdim, ne eksik ne fazla. Ama bu dünya barışı ve insanlığın daha iyi bir hale gelmesi için gösterdiğim çabaların bir nevi takdir edilmesi anlamına geliyordu.

Burada onbeş bini aşkın kardeşim olduğunu sanıyorum; bu noktalara ciddiyetle bakmak gerektiğini düşünmüyorsanız, o zaman sorun yok. Ama biraz olsun ilgi duyuyorsanız ve daha fazla bir şeyler yapmak istiyorsanız, o zaman lütfen kendi içsel değerleriniz hakkında daha çok düşünün. Bunu öncelikle bilgi düzeyinde, bu değerlere ilişkin basit bir farkındalık olarak pratik edin. İkinci olarak, kendinizi bu değerleri daha iyi anlamaya verin; o zaman canlı bir şey haline gelirler. Daha sonra bu değerleri hayata geçirin; işte o zaman günlük hayatınızın parçası olurlar, siz de gerçek faydasını görürsünüz. O yüzden daha çok düşününüz! Teşekkür ederim!