Berzin Arşivi

Dr. Alexander Berzin'in Budizm ve İslam konularındaki Arşivi

Bu sayfayı Metin Versiyonu olarak değiştirin. Ana Geziyi Atla

Anasayfa > Budizmin Dünyadaki Yeri > Budizm'e Giriş > Meditasyon Nedir?

Meditasyon Nedir?

Alexander Berzin
Moskova, Rusya, Haziran 2010
Metni düzenleyen: Kimberly Fitzmorgan ve Alexander Berzin
Türkçeye çeviren: Güzin A. Yener

Giriş

"Meditasyon" sözcüğünü duyduğumuzda çoğumuzun aklına birden fazla fikir gelir. Bazılarının aklına zihnimizde farklı bir boyuta gittiğimiz mistik bir pratik görüntüsü gelir. Bazılarınaysa sadece Asya'daki bazı kişilerin uyguladığı belli bir tür disiplin fikrini çağrıştırır. Ancak eğer meditasyonu daha yakından incelemek istiyorsak, şu üç soruyu sormalı -ve tabii ki, cevaplamalıyız: Meditasyon nedir? Neden meditasyon yapmak istiyorum? ve bunu gerçekten nasıl yapabilirim?

Meditasyon Nedir?

İlk soru şudur: Meditasyon nedir? Meditasyon kendimizi daha faydalı bir zihinsel durum veya tutuma sahip olmak için eğittiğimiz bir yöntemdir. Bu, kendimizi aşina kılmak ve bir alışkanlık haline getirmek için belli bir zihin durumunu tekrar tekrar oluşturmakla yapılır.Elbette birbirinden farklı pek çok ruh hali ve yararlı tutum vardır. Zihnimiz bazen daha sakin, daha az gergin ve endişeliyken; bazen daha odaklanmış, bazen de sürekli devam eden zihnî

gevezelik ve endişeler olmaksızın daha sessizdir. Yine bir diğeri kendimize, hayata vb. karşı daha anlayışlıyken bir diğeri de başkalarına karşı daha fazla sevgi ve şefkat dolu olabilir. Meditasyon sayesinde elde edebileceğimiz bu tarz birbirinden farklı pek çok yararlı zihinsel durum vardır.

Meditasyonun Amacı Nedir?

İkinci soru şudur: Neden bu zihinsel durumları ortaya çıkarmak istiyorum? Bu soruya cevap verebilmek için iki hususa göz atmamız gerekir: Öncelikle, neyi amaçlıyorum? İkinci olarak, duygusal bir perspektiften, bu amaca ulaşmayı neden istiyorum?

Örneğin, neden daha sakin ve net bir zihin yapısı istiyorum? Bunun bir nedeni, hiç şüphesiz zihnimizin sakin olmadığında bizi epey huzursuz etmesi, büyük oranda mutsuzluğa sebebiyet vermesi ve hayatımızı olabilecek en iyi şekilde sürdürmemizi engellemesi olabilir. Huzursuz zihnimiz ayrıca sağlığımızı da olumsuz bir şekilde etkileyebilir; ailevi sorunlara yol açabilir veya halihazırda var olanları kötüleştirebilir ve diğer ilişkilerimizi riske edebilir, iş yerinde bize türlü zorluklar çıkarabilir. Öyleyse, bu örnekten hareketle amacımız bir tür eksikliğin, hem zihinsel hem de duygusal olarak sahip olduğumuz bir tür sorunun üstesinden gelmektir. Ve sistemli bir şekilde uygulanan meditasyon aracılığı ile bu sorunun üstesinden gelmek için sorumluluğu üzerimize almaya karar veririz.

Bizi meditasyona başlamaya iten duygusal durum ne olabilir? Eh, sahip olduğumuz bu zor zihin yapısından iyice bıkmış ve bezmiş olabiliriz. Kendimize şöyle deriz: "Yeter artık. Bu durumdan kurtulmam lazım. Bununla ilgili bir şeyler yapmam gerek." Ve mesela, eğer amacımız sevdiklerimize daha fazla yardım edebilmekse, bu bezginliğe eşlik eden bir sevgi ve şefkat duygusu da mevcuttur. Tüm bu duyguların birleşimi bizi onlara daha iyi yardımcı olabilmemiz için bir yöntem bulmaya iter.

Ancak, meditasyonla ilgili gerçekçi bir anlayışa sahip olmamız çok önemlidir. Sadece meditasyonun tüm sorunlarımızı çözebileceği düşüncesi gerçek dışıdır. Meditasyon bir araç, bir yöntemdir. Bir sonuca ulaşmak istiyorsak ve bizi buna yönelten olumlu bir duygumuz varsa, sonucu elde etmenin yalnızca tek bir sebepten kaynaklanamayacağının farkına varmamız gerekir. Bir sonuç elde edebilmek için pek çok sebep ve koşulun bir araya gelmesi gerekir. Örneğin, eğer yüksek tansiyonum varsa meditasyon tabii ki faydalı olur. Her gün meditasyon yapmak daha az endişelenmeme yardımcı olabilir. Ama sadece meditasyon tansiyonumu düşürmeyecektir. Yardımcı olabilir, ama bu arada yemek alışkanlıklarımı değiştirmem, daha fazla fiziksel egzersiz yapmam ve belki ilaç kullanmam da gerekebilir. Arzu ettiğim tansiyonu düşürme sonucuna ulaşabilmem ancak pek çok etkenin birlikte uygulanmasıyla sağlanacaktır.

Meditasyonda kullanılan yöntemler elbette ki olumsuz bir zihin durumu yaratmak için de kullanılabilir. Örneğin, düşmanımın ne kadar berbat olduğu üzerine meditasyon yapabilirim. Meditasyonu nefretimi artırmak ve böylece düşmanımı bulup öldürmeme yol açması için kullanabilirim. Ama meditasyon genelde bunun için kullanılmaz. Genelde meditasyon hem kendimiz hem de başkaları için yararlı olacak olumlu bir zihin durumu ortaya çıkarmamızısağlayan bir yöntem olarak kullanılır.

Nasıl Meditasyon Yaparız?

Üçüncü soru şudur: Nasıl meditasyon yaparız? Geliştirmek istediğimiz zihin durumuna göre kullanılan pek çok yöntem vardır. Ama tüm bu yöntemlerin ortak noktası pratik yapmayı gerektirmeleridir. "Pratik" belli bir egzersizi yine ve yeniden defalarca tekrarlamaktır. Eğer bedenimizi eğitmek istiyorsak, düzenli olarak belli bir fiziksel aktivite uygulamamız gerekir; benzer şekilde, zihinlerimizle de uygulama yapmamız gerekir.

Meditasyon Aracılığı İle Yeni Zihinsel Durumlar Yaratmak

Meditasyon zihinsel durumumuzla uğraşır, dolayısıyla olumlu bir değişiklik yaratmak için zihinsel bir yöntem kullanmak mantıklıdır. Şimdi, zihinsel durumumuzu değiştirmeyi denemek için fiziksel yöntemler kullanabiliriz; çeşitli yoga duruşlarında oturmak veya savaş sanatlarıyla uğraşmak gibi, örneğin Tai Chi. Bunlar kendi başlarına meditasyon değildirler. Bu fiziksel yöntemler belirli bir zihin durumunu oluşturmamıza yardımcı olabilirler, ama meditasyon yalnızca zihninizle yaptığınız bir şeydir. Elbette, bazı yoga duruşlarını uygularken veya Tai Chi yaparken meditasyon yapabilirsiniz. Ama fiziksel ve zihinsel aktivite iki farklı şeydir: birini bedenimizle, diğeriniyse zihnimizle yaparız.

Arzu ettiğimiz sonucu yaratmak için fiziksel ve zihinsel pek çok farklı etkene ihtiyacımız olabilir. Örneğin fiziksel bedenimizle çalışabiliriz, yemek alışkanlıklarımızı değiştirebiliriz ve bunun da zihinsel durumumuz üzerine bir etkisi olabilir. Ama meditasyon bizzat zihnin kendisiyle çalışmaktır. Dolayısıyla eğer belirli bir amaca ulaşmak istiyorsak, bunun için yaşamımızda hem fiziksel hem de zihinsel olarak neleri değiştirmemiz gerektiğini gözden geçirmeye ihtiyacımız vardır. Meditasyona başlamaya ihtiyacımız olabilir, yemek alışkanlıklarımızı değiştirmemiz, fiziksel egzersizi artırmamız veya bunların tümünü birden yapmamız gerekebilir.

Usulüne uygun bir biçimde uygulandığında, meditasyon seanslarımız gün içerisinde meditasyon dışında geçirdiğimiz zamanı da etkilemeye başlayacaktır. Eğer meditasyon seanslarında belirli bir zihin durumu üzerine çalışıyorsak, amaç bu zihinsel durumu yalnızca sessizce meditasyon pozisyonunda otururken ortaya çıkarabilmek değildir. Amaç tamamen olumlu bir zihin durumu yaratmak ve bunu gün içerisinde her ihtiyacımız olduğunda kullanabileceğimiz bir alışkanlık haline getirmektir. Sonuç olarak bu durum tamamen doğal bir hale gelir; her zaman tam da oradadır: Daha sevgi dolu, anlayışlı, odaklanmış ve sakinizdir.

Eğer kendimizi böyle bir zihin durumunda bulamıyorsak, tek yapmamız gereken kendimize şunu hatırlatmaktır: "Daha sevecen ol". Ve pratik sayesinde bu zihin durumuna zaten aşina olduğumuzdan bu zihinsel duruma hemen ve anında geçebiliriz. Örneğin, kendimizi bir başkasına karşı sabrımızı yitirmek üzereyken bulursak bunu hemen fark edebilir ve kendimize bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde "Böyle olmak istemiyorum!" diye hatırlatabiliriz. Sonrasında sanki parmaklarımızı şaklatmışız veya bilgisayarlarımızı bir hata mesajı geldiğinde yeniden yüklemişiz gibi, bu hırçın "programı" kapatabilir ve tutumumuzu o kişiye duyduğumuz sevgiyle yeniden canlandırabiliriz.

Sevgi dolu şefkat [İng. Loving-kindness, çn.] gibi zihinsel durumları oluşturabilmek yalnızca bir disiplin meselesi değildir. Örneğin daha sevgi dolu olabilmek için öncelikle neden daha sevgi dolu olmamız gerektiğine dair bir anlayışa sahip olmamız gerekir. Şöyle düşünerek hepimizin birbirimize bağlı olduğumuzu hatırlayabiliriz: "Sen de tıpkı benim gibi bir insansın, tıpkı benim gibi senin de duyguların var, sen de insanların seni sevmesini istiyor ve görmezden gelinmek veya sevilmemekten kaçınıyorsun -tıpkı benim gibi. Bu gezegende hepimiz bir aradayız ve birbirimizle iyi geçinmeye ihtiyacımız var."

Şimdi vereceğim örneğin de faydası olabilir. On kişiyle birlikte bir asansörde olduğunuzu farz edin, birdenbire asansör katlar arasında bir yerde takılıyor ve orada bir kaç gün kısılıp kalıyorsunuz. Asansördeki diğer kişilerle nasıl ilişkiler kurardınız? Oradasınız işte, hepiniz kısılıp kalmışsınız. Hepiniz aynı durumdasınız; bir şekilde birbirinizle iyi geçinmek durumundasınız. O küçücük yerde birbirinizle kavga etmeye başlasanız bu bir felaket olurdu, değil mi? Bunun yerine, birbirinizle işbirliği yapmaya ve herkese karşı sabırlı olmaya ihtiyacınız olurdu. Birlikte çalışarak bu durumdan kurtulmanın bir yolunu bulmaya çalışmanız gerekirdi. Öyleyse, bu gezegeni kocaman bir asansör olarak düşünmek de belki faydalı olur!

Bunun gibi detaylı bir meditasyon ile başkalarına karşı sevgi ve hoşgörü içeren zihinsel durumlar oluşturabiliriz. Sadece meditasyon duruşunda oturup kendimize basitçe: "Daha sevgi dolu olacağım" demekle içimizde gerçek bir duygu uyandırmak çok zordur. Öyleyse nasıl meditasyon yapılır diye sorduğumuzda bunun bir yöntemi belli bir zihin durumu yaratmaktır, daha sevgi dolu ve hoşgörülü olmaya dair bu örnekte olduğu gibi. Asansör senaryosundaki gibi, konu üzerinde onu anlayıncaya ve bize bir anlam ifade edene dek düşünerek zihinsel bir senaryoyu kullanmayı öğreniriz ve sonrasında sessiz bir şekilde meditasyon duruşunda oturur ve diğer kişileri – tanıdığımız insanlar veya yabancılar- etrafımızda imgelerken içimizde sevgi ve şefkat içeren bir zihin durumu uyandırmaya çalışırız.

Zihni Sessizleştirmek

Bir diğer meditasyon yöntemi de daha doğal bir zihin durumuna ulaşabilmek için zihni sessizleştirmektir. Burada anlamamız gereken çok önemli bir husus var: Zihni sessizleştirmeye çalışmak, düğmesine basıp kapatılmış bir radyo gibi boş bir zihne sahip olmayı amaçladığımız anlamına gelmez. Amaç kesinlikle bu değildir. Durum böyle olsa gidip uyuyarak da bunu yapabilirsiniz. Amaç rahatsız edici tümzihinsel durumları sessizleştirmektir. Sinirlenmek, endişe ve korku gibi bazı duygular oldukça rahatsız edici olabilir. Bu rahatsız edici duyguların tümünü yatıştırmamız gerekir.

Zihni sessizleştirmekle ulaşmaya çalıştığımız durum tam olarak net ve uyanık bir zihin durumudur, öyle ki zihin bu haldeyken bir miktar sevgi ve anlayış geliştirebileceğimiz gibi hepimizin sahip olduğu doğal, insani içtenliği ifade edebilecek konuma da gelebiliriz. Bu tam bir rahatlama ve gevşeme halini gerektirir -ki bu sadece vücuttaki kasların gevşemesi değil, elbette bu da gereklidir ama aynı zamanda, bilhassa bu doğal içtenlik ve zihinsel netliği veya daha başka herhangi bir şey hissetmemizi engelleyen tüm zihinsel ve duygusal tedirginlik veya gerginliklerin de gevşemesi demektir. Bu, düğmesine basıp kapatmak misali hiç bir düşünceye sahip olmayan bir robot haline geldiğimiz bir tür egzersiz değildir.

Bazıları meditasyonun düşünceyi durdurmak anlamına geldiğini zanneder. Bu bir yanlış anlamadır. Meditasyon; tüm düşünceleri durdurmaktansa harici veya alakasız, gereksiz düşünceleri durdurmaktır, örneğin geleceğe dair dikkati dağıtan veya kafa karıştıran düşünceler (Akşam yemeğinde ne yiyeceğim?) ile olumsuz ve acemice düşünceler (Dün bana kötü davrandın. Sen berbat bir insansın.) gibi. Tüm bunlar zihinsel dağınıklık ve rahatsız edici düşünceler kategorisine girer.

Fakat sakin bir zihne sahip olmak da sadece bir araçtır, nihai hedef değil. Ama eğer rahat ve net; daha sakin ve daha açık bir zihne sahipsek de bunu yapıcı bir şekilde kullanabiliriz. Bu tarz bir zihin durumunu elbette gündelik hayatımızı kolaylaştırması için kullanabiliriz ama meditasyon için otururken hayatımızın genel gidişatıyla ilgili daha fazla kavrayışa sahip olabilmek için de kullanabiliriz. Rahatsız edici duygulardan ve gereksiz düşüncelerden bağımsızlaşmış bir zihinle, bizim için önemli hususlar hakkında çok daha net bir biçimde düşünebiliriz: "Hayatımı nasıl yaşıyorum " veya "Benim için önemli olan bu ilişkide neler oluyor? Bu sağlıklı mı sağlıksız mı?" Analitik düşünebiliriz. Buna iç gözlem denir – kendi içimizde neler olduğu ve hayatımızda olup bitenler hakkında daha içgözlemsel olmak. Biraz önce bahsettiğimiz türde sorunları anlayabilmek ve yapıcı bir şekilde içsel gözlemi sürdürebilmek için zihinsel netliğe ve daha dingin, sessiz bir zihne ihtiyacımız vardır. Meditasyon bizi buna ulaştıracak bir araçtır.

Zihnin Kavramsal ve Kavramsal Olmayan Halleri

Çoğu meditasyon metni kavramsal düşüncelerden kendimizi kurtarıp kavramsal olmayan bir zihin durumunda kalabilmemiz için bize yol gösterir. Öncelikle, bu direktifler her meditasyon için geçerli değildir. Bu, özel olarak hakikate odaklanılan ileri düzey bir tür meditasyona has bir göndermedir. Yine de, tüm meditasyonlarda üstesinden gelinmesi gereken bir tür kavramsallık mevcuttur. Ama meditasyon metinlerinde bahsedilen farklı kavramsallık biçimlerini anlayabilmek için öncelikle "kavramsal" derken neyi kastettiğimizi bilmemiz gerekir.

Bazıları kavramsal olmanın aklımızdan gün içinde gelip geçen normal, sözel düşünceleri – güya "kafamızın içindeki sesleri"- işaret ettiğini ve kavramsal olmayana geçiş yapmanın yalnızca bu sesleri susturmak anlamına geldiğini zanneder oysa kafamızdaki sesleri susturmak yalnızca işin başıdır. Daha net ve sakin bir zihin yapısına kavuşabilmek için alakasız ve rahatsız edici düşünceleri sessizleştirmek bağlamında bundan zaten bahsettik. Daha başkalarıysa bir şeyi gerçekten anlayabilmenin kavramsal olmayan bir anlayış gerektirdiğini ve kavramsal düşünce ile doğru kavrayışın birbiriyle örtüşmediğini düşünür ama durum bu da değildir.

Kavramsallık söz konusu olduğunda ortaya çıkan karmaşıklığı çözebilmek için öncelikle bir şeyi düşüncede dile getirmekle bir şeyi anlamak arasındaki farkı ayırt etmemiz gerekir. Herhangi bir şeyi düşünsel olarak anlayıp anlamadığımızdan bağımsız olarak da dile getirebiliriz. Örneğin anlamını tam olarak bilmesek de içimizden yabancı bir dilde dua edebiliriz. Benzer şekilde, zihnen kelimelerle açıklayabilsek de açıklayamasak da bir şeyi anlayabiliriz, aşık olmanın nasıl hissettirdiğini mesela.

Ancak meditasyonda kavramsal ve kavramsal olmayan idrak sorunsalı bir şeyi anlamak ve anlamamak arasındaki meseleyle aynı şey değildir. Kavramsal veya zihinsel olarak dile getirilebilir olsun ya da olmasın, meditasyonda da günlük hayatta olduğu gibi her zaman belli bir tür kavrayışı sürdürmemiz gereklidir. Dile getirmek ya da sözle ifade etmek bazen yararlıyken bazen değildir, bazense buna hiç ihtiyaç yoktur. Ayakkabı bağlamak örneğin: ayakkabı nasıl bağlanır biliriz, bir bağcığı diğerine bağlarken ne yapacağımızı zihnimizde dile getirmeye gerçekten de ihtiyaç var mıdır? Hayır, hatta tersine ayakkabımızı nasıl bağladığımızı dile dökmeye çalışsak çoğumuz epey zorlanırdık sanırım. Yine de, bununla ilgili kavrayışa sahibiz. Bu olmasaydı hayatta pek bir şey yapamazdık, değil mi? Kapıyı bile açamazdık.

Pek çok açıdan, sözle ifade etme gerçekten de yararlıdır; başkalarıyla iletişim kurabilmek için buna ihtiyacımız vardır. Ancak, düşünce sürecinde sözel ifade illa da gerekli değildir, zira sözel ifade kendi içinde nötrdür. Sözel ifade içeren bazı yararlı meditasyonlar mevcuttur, örneğin bir tür sözel ifade olan mantraların içsel olarak tekrarlanması zihinde belli bir ritim veya titreşimin oluşmasını ve bunun sürdürülebilmesini sağlar. Mantranın bu düzenli ritmi oldukça yararlıdır; belli bir zihin durumuna odaklanmış olarak kalabilmemize yardımcı olur. Örneğin içimizde şefkat ve sevgi uyandırmaya çalışırken OM MANİ PEME HUNG mantrasını zikrediyorsanız o sevgi içeren duruma odaklanmayı sürdürebilmeniz biraz daha kolay olacaktır, gerçi elbette zihinsel olarak bir şeyler söylemesek de o sevgi haline odaklanmayı sürdürebiliriz. O halde sözel ifadenin kendisi bir sorun değildir. Diğer yandan, eğer gereksiz laf kalabalığıyla gevezelik edip duruyorsa elbette ki zihni sessizleştirmemiz gerekir.

Peki o halde, eğer kavramsallaştırma anlamaya ve sözle ifade etmeye dair bir mesele değilse o zaman nedir? Kavramsal zihin nedir ve bize bundan kurtulmamızı söyleyen meditasyon direktifi ne anlama gelir? Bu direktif günlük yaşamı olduğu kadar meditasyonun tüm evrelerini ve seviyelerini de mi ilgilendirir? Bu hususlara açıklık getirmek mühimdir.

Kavramsal zihin kategorik düşünmek demektir, yani basitçe ifade etmek gerekirse bir şeyler hakkında düşünürken onları "kutulara" koymak vasıtasıyla düşünmek; "iyi" veya "kötü", "siyah" ya da "beyaz", "köpek" veya "kedi" gibi. Eh, alışveriş yaparken elbette elma ve portakalı veya ham ve olgun meyveyi birbirinden ayırt edebilmemiz gerekir. Bu tarz günlük durumlarda kategorik düşünmek bir sorun yaratmaz ama sorun olan farklı tür kategoriler mevcuttur. Bunlardan bir tanesi "önyargı" adını verdiğimiz kategoridir.

Önyargıya bir örnek şu olabilir: "Bana her zaman kötü davranmanı bekliyorum. Berbat birisin çünkü bana geçmişte şunu ve şunu yaptın ve öngörüyorum ki ne olursa olsun böyle berbat biri olmaya devam edeceksin." Bu kişi hakkında peşin hüküm vererek onun berbat olduğuna ve bize hep kötü davranacağına hükmederiz -bu bir önyargıdır. Düşüncelerimizde bu kişiyi "berbat kişi" kategorisi veya kutusuna koyarız. Ve tabii ki, eğer böyle düşünüp bir başkasına "O kötü biri, bana hep berbat davrandı." düşüncesini yansıtırsak o kişiyle aramızda büyük bir engel oluşur. Önyargımız o kişiyle olan ilişkimizi etkileyecektir. Öyleyse önyargı her şeyi kategorilere ayırdığımız bir zihin durumudur; her şeyi zihinsel kutulara koyarız.

Kavramsal olmayan çok, pek çok seviye vardır ama bunlardan bir tanesi bir durum ortaya çıktığında sadece ona karşı açık olabilmektir. Bu tüm kavramsal anlayışı kaldırıp atmak anlamına gelmez. Örneğin, bir sürü kişiyi ısıran bir köpeği "ısıran köpek" kategorisinde düşünmekle o köpeğe karşı daha dikkatli oluruz. Köpek etraftayken ona karşı makul bir ihtiyatla yaklaşırız ama "Bu köpek beni mutlaka ısıracak, o yüzden yakınına gitmeye bile çalışmayacağım" gibi bir önyargımız da yoktur. Ortaya çıkan durumu kabul etmekle bizi durumu tam olarak deneyimlemekten alıkoyan önyargılara sahip olmamak arasında hassas bir denge vardır.

Öyleyse, tüm meditasyonlar için elzem olan kavramsal olmama seviyesi önyargılardan bağımsız bir zihindir. Meditasyonla ilgili en genel direktiflerden biri meditasyon yaparken beklentisiz ve endişesiz olmaktır. Meditasyon sırasında ortaya çıkabilecek önyargılardan bazıları meditasyonumuzun harika geçeceği, bacaklarımızın ağrıyacağı veya "Başarılı olamayacağım" düşüncesi gibi bir beklenti olabilir. Bu beklenti ve endişe düşünceleri onları zihnimizde dile getirsek de getirmesek de önyargıdır. Bu tarz düşünceler yapacağımız meditasyonu hemen "harika bir deneyim" veya "acıklı bir deneyim" zihin kutusu veya kategorisine sokar. Meditasyona dair kavramsal olmayan yaklaşım ne olursa olsun sadece kabul etmek ve meditasyon direktiflerine göre duruma bir yargı oluşturmadan yaklaşmaktır.

Meditasyona Katkısı Olan Durumlar

Meditasyon yapmak için elbette bize yardımcı olacak durumlara da ihtiyacımız vardır. Bazıları yardımcıdan kastın "Hollywood dekoru" diye adlandıracağım şey olduğunu zanneder. İnsanlar bir Hollywood filminin dekoru gibi mumlar, tütsü ve belli bir tür müziğin çaldığı özel bir odaya ihtiyaçları olduğunu zanneder. Böyle bir ortama sahip olmak istiyorsanız sorun yok, ama buna tabii ki gerek yoktur. Kendi kendimize ve meditasyonla ne yapacağımıza saygı göstermemiz gerekir, bu yüzden de genelde meditasyon yapılacak yerin düzgün ve temiz olması önerilir. Bu da genelde meditasyon yapacağınız odayı temizleme pratiğidir. Odayı, etrafa dağılmış kıyafetleri toplamak vs. gibi. Eğer içinde bulunduğumuz ortam düzenliyse, bu zihnin de düzenli olmasına yardımcı olur. Eğer ortam karışık ve düzensizse bu zihni de olumsuz etkileyecektir.

Ortamın sessiz olması, özellikle başlangıçta oldukça yararlıdır. Budist gelenekte kesinlikle müzikle meditasyon yapmayız. Müzik bizi sakinleştirmesi için çaldığımız dışsal bir kaynaktır. Ama sükûnet için dışsal bir kaynağa dayanmaktansa, huzuru içsel olarak geliştirmek isteriz. Üstelik müzik bazen oldukça hipnotize edici olabilir ve sersemlemiş bir durumda olmak istemeyiz. Kendi kendimizi, bir dişçinin bekleme odasında sakinleşmemiz için çalınan müzik gibi yatıştırmaya çalışmamıza gerek yoktur. Bu iyi bir meditasyon ortamı sağlamaz.

Meditasyon duruşuna gelirsek, farklı Asya geleneklerine baktığımızda pek çok farklı oturuş stili görürüz. Tibetliler ve Hintliler bağdaş kurarak oturur; Japonlar bacaklarının üzerinde ayakları arkaya bakacak şekilde diz çöker ve Taylandlılar bacakları aynı yöne bakacak şekilde dizlerini kırarak oturmayı tercih eder. En önemlisi rahat bir pozisyonda oturmaktır. Eğer bunun için bir sandalyede oturmanız gerekirse bu da olur. Evet, vücudun enerji sistemleriyle çalıştığımız en ileri seviye meditasyon çalışmalarında duruş önemlidir. Ama genelde her çeşit durumda meditasyon yapabiliyor olmamız gerekir. Bir minderin üzerinde bağdaş kurup oturmaya alışmış olabiliriz ama bir uçakta veya trendeysek ve bağdaş kurup oturamıyorsak o zaman oturduğumuz yer neresiyse orada oturmaya devam ederken meditasyon yapabiliriz.

Özellikle daha az deneyime sahip meditasyon yapacaklar için ortamın sessiz olması önemlidir. Çoğumuz için sessiz bir yer bulmak o kadar da kolay değildir, özellikle de büyük şehirlerde. Bu yüzden çoğu kişi ya sabahın erken ya da gecenin geç saatlerinde etrafta daha az gürültü varken meditasyon yapmayı seçer. Er ya da geç, yeteri kadar ilerlediğimizde gürültü bizi rahatsız etmez olur ama başlangıçta etraftaki seslerden dolayı dikkatin dağılması çok kolaydır.

Genelde, günün hangi saatinin meditasyon yapmak için bize en uygun zaman olduğuna kişisel olarak karar vermemiz önemlidir. Örneğin çoğu kişi yemek yedikten sonra enerjilerinin düştüğünü hisseder ve yorulur, o halde bu meditasyon için iyi bir zaman değildir. Bazıları sabah kalktığında oldukça dinlenmiş ve canlıyken başkaları sabah mahmurluğunu bir türlü üzerinden atamaz. Bazıları gecenin geç saatlerinde daha zindedir ama daha başkaları yatmadan önce meditasyon yapmaya çalıştığında uyanık kalmakta zorlanır ki bu da verimli değildir. O halde en iyisi kendimizi tartıp bize en uygun zamanı bulmaktır.

Ayrıca yine kişisel olarak bize en uygun olan duruşu da bulmamız gereklidir. Örneğin bağdaş kurarak oturuyorsak, hemen her zaman altımıza bir minder koymamız önerilir ama minder kullanmayan pek çok kişi de vardır. Eğer bir minder kullanacaksanız ne tip bir minder kullanacağınızı bulmaya çalışın: kalın ya da ince veya sert ya da yumuşak. Bacaklarınızın uyuşmasını en aza indirgeyecek ve meditasyonun acı ve rahatsızlık içinde sürmesini engelleyecek bir minder ve duruş bulmaya çalışmalısınız. Meditasyon dizlerimiz acıdığı için kendimizi berbat hissedip bir an önce bitmesini beklediğimiz bir işkence seansına dönüşmemelidir. Dolayısıyla kullandığınız minder epey önemlidir, büyük fark yaratabilir. Ve yaşlanıp bağdaş kurarak oturamaz hale gelirsek sandalyeye oturmakta sorun yoktur, yeter ki sırtımız dik pozisyonda olsun.

Ayrıca, meditasyon için ayırdığımız süre de biz ilerleme kaydettikçe değişecektir. Başlangıçta her zaman çok kısa sürelerde meditasyon yapmamız önerilir -üç veya beş dakika- çünkü bundan daha uzun sürelerde konsantre olup odaklanmayı sürdürebilmemiz oldukça zordur. Daha odaklanmış olduğumuz kısa bir zaman dilimi zihnimizin oradan oraya dolaştığı, hayallere veya uykuya daldığı uzun sürelerden daha iyidir.

Eğer belli bir tür Zen meditasyonu yapıyorsak o zaman duruşumuzu korumak ve hareket etmemek çok önemlidir. Diğer meditasyon türlerinde eğer bacaklarınızı hareket ettirmeniz gerekiyorsa o zaman hareket ettirin bu bir sorun oluşturmaz. Bu tarz ruhsal pratiklerin tümünde gevşemek önemlidir, kendinizi çok fazla zorlamayın. Elbette yaptığımız şeye saygı göstermemiz gerekir, ama bunu şöyle dramatik hale de getirmeyin: "Burada oturan kutsal bir varlığım ve mükemmel olmak zorundayım."

Hatırlanması gereken en önemli ilkelerden biri her şeyin bir aşağı bir yukarı inip çıktığıdır.Meditasyonumuz bazı günler iyi geçerken bazen geçmeyecektir. Bazı günler meditasyon yapıyor gibi hissederken bazen hissetmeyiz. Meditasyonumuzun gün geçtikçe iyiye, iyiye ve daha iyiye doğru gitmesi gibi bir durum asla olmayacaktır. İlerleme böyle doğrusal bir biçimde değil hep inişli çıkışlı olacaktır. Belki bir kaç sene sonra genel gidişata baktığınızda meditasyon pratiğinizin geliştiğini görebilirsiniz ama bazı günler daima diğerlerinden daha iyi geçecektir. Öğretmenlerimden birinin dediği gibi: "Pek bir özelliği yok." İyi gidiyor – pek bir özelliği yok. İyi gitmiyor -pek bir özelliği yok. Sadece devam edin. En önemli şey sebattır. Her gün meditasyon yapın. Piyano çalmayı öğrenir gibi, her gün yapmanız gerekir. Her seferinde sadece bir kaç dakikalığına yapıyorsanız dahi kabul. Ara verin ve sonra bir kaç dakika daha yapın. Bir ufak ara daha verin ve sonra bir kaç dakika daha meditasyon yapın. Bir saatlik bir işkence seansında oturmaktansa böyle pratik yapmak daha iyidir.

Nefes Üzerine Meditasyon

Herkes şunu bilmek ister: Meditasyona nasıl başlarım? Çoğu kişi için ve pek çok gelenekte meditasyona başlama yolu nefese odaklanmaktır. Nefes üzerine meditasyon yaptığınızda sadece normal şekilde nefes alırsınız: ne çok hızlı, ne çok yavaş, ne çok derin, ne de çok yüzeysel. Sadece normal bir şekilde burnunuzdan nefes alıp verin. Hızlı nefes alıp vermenize gerek yoktur, eğer çok derin nefesler alırsanız başınız dönmeye başlar ve bu da hiç faydalı değildir.

Nefese iki yerde odaklanabilirsiniz: ya burundan alınıp verilişinin ya da karnın içeri çekilip dışarı bırakılmasının hissi üzerine. Eğer zihniniz dağıldıysa ve düşüncelere dalıp gittiyseniz ki buna " kopup gitmek" [İng. spaced out, çn.] deriz, göbek deliği etrafındaki karın bölgesinin içeri ve dışarı hareketine odaklanmak sizi yere indirecek ve topraklanmanızı sağlayacaktır. Diğer taraftan eğer uykulu ve donuk hale geldiyseniz nefesin burundan girip çıkma hissine odaklanmak enerjiyi yükseltmeye yardımcı olacaktır. Bu yüzden ne zaman hangisine ihtiyacınız olacağını yine kendiniz tartarak karar verin. İşin püf noktası nefese farkındalıkla odaklanmaktır. Zihninizi kapatmıyorsunuz, sadece nefes alıp vermeyi zihinde devam eden bir yorumlama olmadan farkındalıkla duyumsuyorsunuz.

Asıl mesele dikkatin dağıldığının farkına varır varmaz tekrar odaklanmaktır. Uykunuz gelirse veya zihniniz donuklaşırsa da kendinizi uyandırmanız gerekir. Yapılması gerekenler bunlardır. Kendimizi kandırmayalım: Bu kolay bir iş değildir, çünkü düşüncelerimize ve zihnimizin dağılmasına fazlasıyla bağlı olma eğilimindeyizdir ve dikkatimizi geri getirmemiz gerektiğini unuturuz. Özellikle de düşünceye eşlik eden rahatsız edici bir duygu varsa -fazlasıyla bağlı olduğumuz, özlediğimiz veya çok sinirlendiğimiz birini düşünmek gibi- tekrar odaklanmak daha da zorlaşır. Ama nefes her zaman oradadır; dikkatimizi her zaman geri getirebileceğimiz sabit bir şeydir.

Nefese odaklanmanın daha başka faydaları da vardır. Nefes bedenle fazlasıyla bağlantılıdır ve eğer düşüncelerimizle fazlasıysa meşgul veya "aklı bir karış havada" biriysek burun deliklerindeki veya karnımızdaki nefese odaklanmak topraklanmamızı sağlayarak bizi bedenimize ve gerçekliğe geri getirecektir. Nefese odaklanmak ağrımız varsa da çok yararlıdır. Nitekim nefes içeren meditasyonlar Birleşik Devletlerdeki bazı hastaneler tarafından ağrı yönetimi için kullanılmak üzere benimsenmiştir. Eğer bunun üzerinde düşünürseniz, bir bebek ağladığında ve annesi onu kucağına aldığında bebek annenin nefes alıp verişini hisseder ve bu oldukça rahatlatıcıdır. Benzer şekilde, kendi nefesimize odaklanırsak rahatlamamıza yardımcı olacaktır, özellikle de fazlasıyla ağrımız varsa. Nefes alıp vermek sadece fiziksel acıyı değil ayrıca duygusal acıyı da hafifletir veya azaltır.

Bir sonraki adım, gözlerinizle ne yapacağınıza karar vermektir. Bazı geleneklerde gözleriniz kapalı meditasyon yaparsınız. Avantajı daha az dikkat dağıtıcının olmasıdır. Dezavantajıysa gözler kapalıyken uykuya dalmanın daha kolay olmasıdır. Gözler kapalıyken meditasyon yapmanın bir diğer dezavantajıysa size meditasyon yapmak veya rahatlamak için daima gözlerinizi kapatma alışkanlığı kazandırmasıdır ki bunu gerçek hayatta yapmak oldukça zordur. Tibetliler gözleri açık meditasyon yapar, tamamen açık ve etrafa bakar şekilde değil ama sadece müşfik, odaklanmamış bir bakışla, yere bakar şekilde. Yine de bizim için en iyisinin hangisi olduğuna yine kendimizin karar vermesi gerekir.

İçimizde Başkalarına Yönelik Sevgi Uyandırabilmek

Nefes üzerine meditasyon yapıp zihinlerimizi sessizleştirdikten sonra bu sakin ve uyanık zihni kullanabiliriz. Duygusal durumumuzun daha fazla farkında olabilmek için kullanabileceğimiz gibi, meditasyon esnasında içimizde başkalarına yönelik daha fazla sevgi uyandırabilmek için de kullanabiliriz. Sevgiyi ortaya çıkarmak ve sevgi içeren bir ruh haline ulaşabilmek için çaba göstermeniz gerekir.Başlangıçta sadece "Şimdi herkesi seviyorum" demekle bunu gerçekten hissedemezsiniz. Bu düşüncenin arkasında bir güç yoktur. Bu yüzden düşünce sürecini kullanarak sevgi hissini oluşturmaya doğru ilerlersiniz: "Tüm canlı varlıklar birbirine bağlı; burada hepimiz bir aradayız. Herkes aynı: Hepimiz mutlu olmak istiyoruz, kimse mutsuz olmak istemiyor; herkes sevilmek istiyor ve hiç kimse sevilmemek ve umursanmamak istemiyor. Tüm canlılar tıpkı benim gibi."

Hepimiz burada birada olduğumuz ve birbirimize bağlı olduğumuza göre, sevgi şöyle bir histir: "Herkes mutluluğa ve mutluluğa yol açan koşullara sahip olsun. Herkes mutlu olsaydı ve hiç kimsenin hiçbir sorunu olmasaydı bu harika bir şey olurdu." Düşünce şeklimizi ve öz sevgi hissimizi bu yönde geliştirdiğimizdebizden başkalarına doğru güneş gibi sıcak, sarı bir ışığın sevgiyle yayıldığını imgeleriz, eğer dikkatimiz dağılırsa da şu şekilde geri getirmek mümkündür: "Herkes mutlu olsun."

Günlük Hayat İçin Yararlı Alışkanlıklar Geliştirmek

Kendimizi bu tarz meditasyon uygulamalarına aşina kıldığımızda günlük hayatta da kullanabileceğimiz beceriler kazanmış oluruz. Sadece nefese odaklanmak günlük yaşamımızın yegane aktivitesi olmayacaktır. Nihai amacımız bu değil, öyle değil mi? Ancak yine de, geliştirdiğimiz bu beceriyi -dikkatimizi her zaman seçili bir odak üzerinde toplayabilme becerisini- günlük hayatta da her zaman kullanabiliriz. Örneğin, biriyle sohbet ederken zihnimiz dağıldıysa ve "ne zaman susacak?" diye düşünmeye başlayıp söyledikleri üzerine zihnimizde yorumlarda bulunmaya ve yargılamaya dalmışsak , bunu fark eder etmez zihnimizi sessizleştirip dikkatimizi konuştuğumuz kişiye ve onun söylediklerine geri getirebiliriz. Meditasyon sırasında ortaya çıkardığımız anlayış becerisini kullanmış oluruz: "O bir insan. Sevilmek istiyor. Konuştuğu zaman dinlenmek istiyor. Ciddiye alınmak istiyor, tıpkı benim istediğim gibi."

O halde amaç meditasyon sırasında ortaya çıkardığımız becerileri günlük hayat deneyimlerinde de uygulayabilmektir. Meditasyon sırasında mükemmel bir şekilde oturabilmekle altın Olimpiyat madalyasını hedeflemiyoruz, amacımız bu değil! Tersine, meditasyon pratiğinin hem yaşamlarımıza hem de başkalarıyla olan etkileşimimize yardımcı olması için meditasyon yapmak istiyoruz. Ve bunu yapabilmek için daha faydalı alışkanlıklar geliştirmeye ihtiyacımız var. Meditasyon dediğimiz bundan ibarettir.