Berzin Arşivi

Dr. Alexander Berzin'in Budizm ve İslam konularındaki Arşivi

Bu sayfayı Metin Versiyonu olarak değiştirin. Ana Geziyi Atla

Anasayfa > Budizmin Dünyadaki Yeri > Budizm'e Giriş > Günlük Yaşamda Üç Alıştırma ve Sekiz Aşamalı Yol > Üçüncü Oturum: Doğru Farkındalık, Konsantrasyon, Bakış Açısı ve Niyet

Günlük Yaşamda Üç Alıştırma ve Sekiz Aşamalı Yol

Alexander Berzin
Ukrayna, Kiev, Haziran 2013

Üçüncü Oturum: Doğru Farkındalık, Konsantrasyon, Bakış Açısı ve Niyet

Özet

Bize günlük yaşamda nasıl yardımcı olabilecekleri bağlamında üç alıştırmayı tartışmamıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Bu da sekiz aşamalı yol denilen yöntemi uygulamaya koymak anlamına gelir.

Üç alıştırma şu alanlardadır:

  • etik öz disiplin,
  • konsantrasyon
  • ve ayırıcı farkındalık.

Etik öz disiplin geliştirmek için doğru sözü, doğru eylemi veya davranışı ve doğru geçim sağlama yolunu kullanır veya uygulamaya koymaya çalışırız. Şimdi sıra konsantrasyon alıştırmasını tartışmaya geldi; burada söz konusu olan üç unsur ise doğru çaba, doğru farkındalık ve doğru konsantrasyondur.

Gördüğümüz gibi, doğru çaba şu hususlarda gösterilen çabadır:

  • Rahatsız edici düşünme biçimlerinden ve yıkıcı düşünme biçimlerinden kaçınmaya çalışmak.
  • Kötü alışkanlıklarımızdan, sahip olduğumuz niteliklere dair (bunlar ne olursa olsun – tembellik, bencillik, vs.) kusurlarımızdan kurtulmaya çalışmak.
  • Daha fazla sabır ve daha fazla iyi kalplilik gibi sahip olduğumuz ama yeterli olmayan ve geliştirmeye çalışmamız gereken iyi niteliklerimiz her neyse bunları geliştirmek ya da bunlara zaten sahipsek, daha fazla geliştirmek.
  • Konsantrasyonumuzun önündeki engellerden kurtulmaya çalışmak.

Konsantrasyonumuzun önündeki engellerden kurtulmaya çalışmak çok çeşitli şekillerde olabilir. Metinlerde söz edilen konsantrasyonun önündeki beş engel türünün üzerinden geçmiştik ama bunun da ötesinde alabileceğimiz pek çok önlem vardır. Söz gelimi, çalışırken cep telefonumuzu kapatmayı deneyebiliriz veya her gün yalnızca mesajlarımıza veya epostamıza bakmaya karar verebilir vs., gün içerisinde telefonu zaman zaman kapatabiliriz; böylece yapmamız gereken şeye konsantre olabilir ve odaklanabiliriz. Bir doktorun veya üniversite öğretmeninin ofis saatleri olması gibi: Her aklınıza estiğinde odasına giremezsiniz; bu ancak belirli saatlerde mümkündür. Benzer bir şeyi kendimiz de uygulayabiliriz. Doktorlar için olduğu gibi, acil bir durum olduğunda elbette ulaşılabilir oluruz. Fakat bunun haricinde belirli saatleri veya zamanları sosyal ağ faaliyetlerine, vs. ayırıp buna kesin olarak bağlı kalabiliriz. Bu bizim konsantrasyonumuzu geliştirmemize yardımcı olacaktır.

Sosyal gelişime bakınca son derece ilginç bir tabloyla karşılaşırız. Eskiden konsantrasyonun önündeki başlıca engeller zihinsel durumlarımıza ilişkindi – zihinsel dağınıklık, gündüz düşleri görmek, vs. Fakat artık bundan çok daha fazlası söz konusu. Tüm bu telefon mesajlarından, Facebook’tan, Twitter’dan ve e-postadan, vs. gelen o kadar dışsal engel var ki sırf tüm bunların içerisinde boğulmamak için bile çok büyük çaba sarf etmemiz gerekiyor. Bunun için bu medya araçlarının zararlı özelliklerini tanımamız gerekir; bunların en büyük zararlarından bir tanesi dikkat süresinin sürekli kısalıyor olmasıdır. Twitter’da sadece sınırlı sayıda karakter kullanılması, Facebook’ta mesajlaşma için sürekli ekran kaydırmak, vs. – her şey o kadar hızlı ki hiçbir şeyin içine giremezsiniz; her şey sürekli değişir. Bu da konsantrasyon için zararlı olan korkunç bir alışkanlık geliştirmeye sebep olur çünkü dikkatinizi asla bir şeye odaklayamazsınız; sürekli değişip durur. O halde buna karşı dikkatli olmak gerekir.

Doğru Farkındalık

Pekala, şimdi de sekiz aşamalı yolun konsantrasyona dair sıradaki özelliği veya yönü olan doğru farkındalıktan bahsedelim:

  • Farkındalık (Tib. dran-pa) temelde zihinsel tutkaldır. Konsantre olduğunuzda, belli bir nesneye tutunursunuz. Bu sizi nesneyi bırakmaktan alıkoyar.
  • Buna tetikte olma becerisi (Tib. shes-bzhin) eşlik eder. Tetikte olmak dikkatinizin dağılıp dağılmadığını veya dikkatinizin körelip uykunuzun gelip gelmediğini saptamaya yöneliktir.
  • Sonra da dikkatinizi (Tib. yid-la byed-pa) kullanırsınız – bu, nesneye nasıl baktığınıza, onu nasıl gördüğünüze ilişkindir.

Burada söz konusu olan bedenimize, hislerimize, zihnimize, çeşitli zihinsel etmenlerimize nasıl dikkat ettiğimizdir – diğer bir deyişle, bunları nasıl görür, nasıl düşünürüz? Sonra bunlara tutunan farkındalık gelir. O halde kaçınmak istediğimiz şey, bedenimizi ve hislerimizi düşünmenin yanlış yollarına tutunmak ve bunları bırakmamaktır. Bunları bırakmadığımızda, bizim dikkatimizin dağılmasına yol açarlar ve konsantre olamayız.

Bu biraz soyut kaldı, değil mi? O zaman bunu biraz açıklamamız gerekiyor.

Bedenimizle İlgili

Bedenimiz – bedenden bahsederken, genel olarak bedenimizi veya bedenimizin çeşitli fiziksel duyumsamalarını veya yönlerini kastederiz. Bunu yanlış düşünme biçimlerinden biri, bedenin tabiatı itibarıyla haz verici olduğunu veya tabiatı itibarıyla temiz ve güzel olduğunu düşünmektir. Söz gelimi, bütün zamanımızı görünüşümüz üzerinde harcarız ve nasıl göründüğümüze o kadar kafamızı takarız ki sırf bununla ilgileniriz – saçımız, makyajımız ve kıyafetimiz, vs. için saatler harcarız. Bu da dikkatimizi korkunç derecede dağıtır. Elbette temizliğimize dikkat etmemiz ve kendimize çeki düzen vermemiz gerekir ama aşırıya kaçıp bedenin görünüşünün bir haz kaynağı olduğunu ve bedenin her daim muhteşem görünmesi gerektiğini düşünmek gibi şeyler – sürekli başkalarını dış görünüşümüzle cezbetmeye çalışmak – yüzünden daha anlamlı bir şeye odaklanamayız, öyle değil mi?

Bedene baktığımızda ise: Oturuyorsanız ve bu pozisyon rahatsız hale gelirse, hareket etmeniz gerekir. Uzanmışsanız ve rahat edemiyorsanız, rahatsız bir pozisyondasınızdır. Bir takım sorunlar yaşarız, öyle değil mi? Hastalanırız. Yaşlanırız. Tabii ki bedenimize iyi bakmak ve sağlıklı olmaya çalışmak, egzersiz yapmak, vs. gerekir ama buna aşırı odaklanmak, bunun kalıcı bir haz kaynağı olacağına inanmak bir sorundur.

O halde kurtulmak istediğimiz doğru olmayan veya yanlış farkındalık, saçınızın görünüşünün dünyadaki en önemli şey olduğu, kıyafetinizin renklerinin uyumlu olması gerektiği ve her şeyin jilet gibi olması gerektiği fikrine tutunmak ve bunu bırakmamak; bunun çok önemli olduğunu ve mutluluğunuzun buna bağlı olduğunu düşünmektir. Bu fikre tutunmaktan vazgeçin. Doğru farkındalık ise “Bu bir mutluluk kaynağı değil. Bu yalnızca bir sorun ve benim vaktimi boşa harcayıp daha anlamlı bir şeye yoğunlaşmamı engelleyecek” diye düşünmektir.

Yahut “Her daim temiz olmalıyım. Ellerimi sürekli yıkamalıyım” düşüncesi. Pis bir şeye dokunmuşsanız bile, ne olmuş yani? Ellerinizi yıkayabilirsiniz. O halde temizlik budalası olup pis diye herhangi bir şeye dokunmaktan kaçınmamak gerekir. Bu konuya daha fazla girmeyeceğim ama elimize bulaşmasını istemediğimiz pek çok şey olduğuna şüphe yoktur (hayal gücünüzü kullanın). Fakat bulaşsa bile, ne olmuş? Ellerinizi yıkarsınız, olur biter. “Aman!” diye düşünüp endişelenecek bir şey yoktur.

Hislerimizle İlgili

Şimdi de hislere gelelim. Burada mutsuzluk veya mutluluk hislerinden bahsediyoruz ve bu temelde acıların kaynağına, sorunların kaynağına ilişkin bir meseledir. Mutsuz olduğumuzda – burada susuzluk (San. trishna) kelimesini kullanırız – bu gerçekten susayıp “Bu mutsuzluktan kurtulmam lazım” demek gibidir. Bir nebze mutluluğa eriştiğimizde ise, bu gerçekten çok ama çok susayıp bir yudum su içmeye benzer – küçük bir mutluluk hissedersiniz ama susamışsınızdır ve daha fazlasına ihtiyaç duyarsınız. Temelde sorunların kaynağı da işte budur.

Bu mutsuzluğu dünyadaki en korkunç şey olarak düşündüğümüzde ve “Bundan mutlaka bir şekilde kurtulmalıyım” hissine kapıldığımızda, bu durum konsantrasyon için sorun teşkil eder. Peki ne anlamda konsantrasyon için sorundur? Oturuyoruzdur ve “Biraz rahatsızım” veya “Keyfim yok” veya “Mutsuzum” diye düşünürüz – geçen sefer buradayken dediğim gibi, bunda özel bir şey yok. Ne olmuş? Her ne yapıyorsanız onu yapmaya devam eder, işinize bakarsınız. “Başım ağrıyor” veya “Pek keyfim yok” ya da her neyse. Ne olmuş yani? Buna sanki “Dünyanın en korkunç şeyi”ymiş gibi endişelenmek – “Bundan nasıl kurtulurum? Bu o kadar korkunç ki” – ve zihninizde kendi kendinize veya etrafınızdakilere yakınıp durmak suretiyle bu fikre tutunup kalmamak gerekir. Bu, çalışmak şöyle dursun, sırf biriyle konuşurken dahi, yaptığınız işe konsantre olmanızın önünde ciddi bir engel teşkil eder.

Yahut kendimizi iyi hissediyorsak, keyfimiz yerindeyse, vs. “Bu müthiş bir duygu. Bu sürsün istiyorum. Gitmesini istemiyorum” fikrine tutunarak dikkatinizi dağıtmayın. Bu bazen meditasyon yaparken kendinizi iyi hissettiğinizde olabilir – bunun ne kadar harika olduğunu düşünerek dikkatiniz dağılabilir. Başka bir örnek vermek gerekirse, biriyle beraberseniz ve kendinizi çok iyi hissediyorsanız ya da bir şey yiyor ve bundan zevk alıyorsanız da aynısı söz konusudur. Yanlış farkındalık, “Bu muhteşem bir şey,” diye düşünüp buna tutunmak, bunu gözünüzde büyütüp acayip bir şey haline getirmek ve böylece dikkatinizin dağılmasına yol açmaktır. Olduğu haliyle tadını çıkarın ve bunu özel bir şey haline getirmeyin. Büyütülecek bir şey yoktur.

Zihnimizle İlgili

Zihnimizi nasıl düşündüğümüze gelince, zihnimizin tabiatı itibarıyla öfke veya bencillikle dolu olduğu fikrine veya “Ben aptalım” ya da “Ben tembelim” hissine tutunur ve bunu bırakmazsak, zihnimizin doğası gereği sorunlu ve kusurlu olduğu fikrine tutunursak, yine konsantre olmayı başaramayız. Olaylara sürekli kendi açımızdan bakar ve “Ah, yeterince iyi değilim,” “Şöyle değilim, böyle değilim,” “Anlayamıyorum” diye düşünürüz. “Zihnim karışık ve anlamıyorum” fikrine tutunursak, o zaman durum ümitsizdir, öyle değil mi? Oysa ki – doğru farkındalıkla – “Geçici olarak zihnim karışmış olabilir, geçici olarak bir şeyi anlayamıyor olabilirim ama bu durum zihnimin tabiatının bu olduğu ya da aptal olduğum anlamına gelmez” fikrine tutunursunuz. Bunu aşmak için konsantrasyon kullanırsınız.

Zihinsel Etmenlerimizle İlgili

Dördüncü özellik ise zeka, iyi kalplilik, sabır, vs. gibi zihinsel etmenlerimize ilişkindir. Bu, “Ben böyleyim, herkes bunu böyle kabul etmek zorunda” ve “Bunu değiştirmek ya da geliştirmek için yapabileceğim hiçbir şey yok” fikrine – zihinsel tutkalla – tutunup bırakmamaktır. Bu yanlış farkındalıktır. Buna karşın, doğru farkındalık tüm bu etmenlerin geliştirilebileceğini, bunların belli bir düzeyde donup kalmış olmadığını ve bunları, bu bağlamda, konsantrasyon geliştirmek için kullanabileceğimizi bilmektir.

Dizginlerimizi Kendi Elimize Almak

Kendimizi analiz edersek, kötü bir ruh halinde olmakla ya da depresif olmakla başa çıkma şeklimiz son derece tuhaftır. Yanlış farkındalığa sahibizdir. Bu ne demektir? Bu hale tutunur, bırakmayız ve sonra da bu kötü ruh haline ya da depresyona saplanıp kalırız, değil mi? Yahut suçluluk duygusu. Suçluluk duygusu da yanlış farkındalıktır. Bir hata yaparız. Yanlış bir şey yaparız. Peki, olsun. Herkes hata yapar. İnsanız. Fakat yanlış farkındalık sahibi olduğumuz zaman, bu hataya tutunur ve bırakmayız. “Çok kötüyüm. Yaptığım şey çok fenaydı,” der ve bu fikre sıkı sıkı sarılır, bırakmayız. Bu kadar kötü olduğumuz için kendimizi paralarız. Bunu bırakmanız gerekir. O halde, doğru farkındalık “Ruh halleri değişebilir. Bunlar sebeplerden ve koşullardan kaynaklanır ve sebeplerle ve koşullarla değişirler. Hiçbir şey sonsuza dek sürmez” diye düşünmektir.

Bu konuda Budist öğretilerde bulduğumuz çok ama çok faydalı bir öğüt de özünde dizginlerimizi kendi elimize almayı söyler; kulağa biraz ikicil geliyor ama her halükarda bunu yapın yeter. Bu sabahları kalkmak gibidir: Yatakta yatıyorsunuzdur. Kalkmak istemiyorsunuzdur. Yatak çok rahattır, siz de kendinizi bir parça ağır hissediyorsunuzdur. O halde dizginlerinizi elinize alıp kalkın. Sabahları böyle kalkılır, değil mi? Bunu yapabilme gücüne sahibiz – yoksa sabahları asla kalkamazdık. O halde kötü bir ruh halinde olduğumuzda veya kendimizi biraz keyifsiz hissettiğimizde de aynısı geçerlidir. Dizginlerinizi elinize alın ve – “Haydi ama!” – pes etmeyin; yapmanız gereken şey neyse yapın gitsin.

Farkındalığın Diğer Yönleri

Daha genel bir bağlamda da farkındalık çok ama çok önemlidir. Bizi bir şeyleri unutmaktan alıkoyar. O halde yapmamız gereken bir şey varsa, buna konsantre olup yapmamıza yardımcı olan doğru farkındalığa sahip olmak isteriz; yoksa unuturuz. Esasında hatırlayabiliriz – farkındalık hatırlamakla ilgilidir – bu akşam televizyonda en sevdiğimiz programın olduğunu hatırlayabiliriz. O halde esasında o kadar da önemli olmayan bir şeye tutunmaktayızdır ama o arada ailemizi beslemek için alışveriş yapmamız gerektiğini unuturuz. “Tüh, markete gitmeyi unuttum. Şunu almayı unuttum. Süt de almam gerekiyordu.” Yani tutunmamız gereken şeylere tutunmuyor, tamamen önemsiz şeylere tutunuyoruzdur. “Eve gitmek istiyorum; futbol maçı var.”

Ayrıca bir tür antrenman programı uyguluyorsak da, buna tutunmak için doğru farkındalık gerekir. Yani bu herhangi türde bir antrenman olabilir. Söz gelimi, egzersiz yapıyorsak, her gün egzersiz yapmaya tutunmak gerekir. Yahut diyet yapıyorsak, diyette olduğumuzu unutmamalı ve ikram edilen o bir dilim pastayı kabul etmemeliyiz. İşte doğru farkındalık budur.

Hayvan imgelerine başvurmak da çok faydalı bir yöntemdir (bunlar Budist eğitimde sıklıkla kullanılır). Diyelim ki çalışıyoruz veya meditasyon ya da yapıcı bir şey yapıyoruz, örneğin bir kimseye yardım ediyoruz ve sonra biri çıkıp “Pasta var” diyor. Bir anda bir yavru köpek gibi yukarı aşağı zıplamaya başlar – “Pasta mı! Yaşasın, pasta!” – heyecanla kendimizden geçeriz. “Kemik bulduğu ya da ödül aldığı için heyecanlanan yavru köpek gibi mi davranıyorum?” diye düşündüğümüzde ise bunun ne kadar gülünç olduğunu görürüz.

Farkındalık – yaptığımız şeye tutunmak ve bütün bunlarla dikkatimizin dağılmasına izin vermemek. O halde bu bedenimizi ve hislerimizi (mutluluk, mutsuzluk), vs. nasıl düşündüğümüzle ilgilidir. Bu oldukça geniş bir konudur.

Farkındalık Hakkında Sorular ve Yanıtlar

Pekala, bu konuda sorunuz var mı?

Katılımcı: Başka insanlarla olduğunuzda farkındalığı korumanın yakın biriyle – örneğin akrabalarla – beraberken farkındalığı korumaktan çok daha kolay olduğunu düşünüyorum; belki o zaman etik hakkında farkındalığınızı korumak oldukça zor bir şey. Belki bize farkındalığımızı zayıflatacağını bildiğimiz biriyle ilişkilerimizde ne yapmak gerektiğine dair birkaç bir şey söyleyebilirsiniz.

Alex: Bu gibi durumlara ilişkin verilebilecek genel tavsiye en başta çok güçlü bir niyet belirlemektir. Böylece akrabalarınızla buluşacağınız veya onlarla birlikte vakit geçireceğiniz zaman, bu güçlü niyetle “Sinirlerime hakim olmaya çalışacağım. Bana karşı çok iyi davrandıklarını hatırlamaya çalışacağım. Onlar benim yakınlarım. Onlara olan davranışım onların hislerini etkileyecek” tarzında düşünürüz. Başlangıçtaki bu güçlü niyet çok önemlidir.

Ayrıca başlangıç olarak, kendimize onların insan olduğunu hatırlatırız. Diğer bir deyişle, onları yalnızca anne, baba, kız kardeş, erkek kardeş rolleriyle – sizi görmeye gelen veya görmeye gittiğiniz hangi akrabaysa – özdeşleştirmeyin çünkü onlara bakıp her birine – bu farkındalıkla – belli bir rolden ibaret olarak (anne, baba, vs.) tutunursak buna bir anneye, babaya ilişkin ve onlarla sahip olduğumuz bütün bir geçmişe ilişkin tüm yansıtmalarımızla tepki vermeye meylederiz; bu da pek çok beklentiye ve bir o kadar da hayal kırıklığına yol açar. Bunun yerine onlarla yalnızca insan insana ilişki kurmaya çalışın. Karşımızdaki buna rağmen bunun farkında olmaz ve bize on iki yaşındaymışız gibi davranmaya başlarsa da, bu sefer siz de on iki yaşındaymış gibi bir davranış kalıbını benimsemeye kalkmayın. Peki ama nasıl? Onların da insan olduğunu hatırlayarak ve bu oyunu oynamayarak (herkes kendinden sorumludur).

Ben buraya gelmeden hemen önce ablam beni ziyarete geldi. Akşamları bayağı erken yatıyor ve bana annemmiş gibi “Hadi şimdi sen de yat” diyordu. O zaman ben de on iki yaşındaymışım gibi davranıp “Hayır, daha çok erken. Yatmak istemiyorum. Bana neden yatmamı söylüyorsun?” desem, bu aynı oyunu oynamak olur, değil mi? Bu hiçbir işe yaramaz. Ben de sinirlendiğimle kalırım. O halde hatırlamak gereken şey, bunu benim iyiliğimi düşündüğü için söylediğidir. Bunu beni kızdırmak için söylemiyordur. Bunun benim için iyi olduğunu düşünüyordur. O halde kızkardeşiniz annenizmiş ve siz de on iki ya da sekiz yaşındaymışsınız gibi yansıtmada bulunmaktansa, olan bitene dair çok daha gerçekçi bir görüşe sahip olmaya çalışırsınız.

O halde, onlar gelmeden önce bu konuda farkındalığımızı korumaya çalışma niyeti ve bizimle beraberlerken de bu motivasyonumuzu yeniden olumlamak (bunu hem onlar gelmeden önce hem de birlikte geçirdiğiniz süre boyunca yapın). Motivasyon şu demektir:

  • Amaç. Amacımızın ne olmasını isteriz? Amacımız bu kişiyle iyi bir etkileşim sahibi olmak olabilir. Onlar beni düşünür, ben onları düşünürüm. Birlikte uzun bir geçmişimiz vardır; bu yüzden amacımız birlikte iyi vakit geçirmektir.
  • Buna eşlik eden duygu. Bu duygu, bu kişiyi insan olarak düşünmek, umursamaktır.

“Bu korkunç bir işkence. Akrabalarımla uğraşmam gerekecek,” diye düşünmek yerine, buna bakmanın faydalı bir diğer yolu da bunu bir sınav ve büyüme fırsatı olarak görmektir; bilgisayar oyunu oynamak gibi: “Bu bir sınav. Bunu başarabilecek miyim?” O zaman eğlenceli bir hale gelir. Bir tür zorlu görev olur. “Acaba annemlerle yemeği çileden çıkmadan atlatabilecek miyim?”

Sonra anne babanız size söylenmeye başlar; anne babaların hep yaptığı gibi: “Neden evlenmiyorsun? Neden kendine daha iyi bir iş bulmuyorsun? Neden hâlâ çocuğun yok?” gibi şeyler söylerler. (Kızkardeşim beni gördüğünde söylediği ilk şey “Saçını kestirmen lazım” oldu.) O halde, bunları sizi düşündükleri için sorduklarının farkına varın ve “Beni bu kadar düşündüğün için teşekkür ederim” deyin.

Geldikleri arka planı idrak edin. Çoğunun durumunda, geldikleri arka planda tüm arkadaşları “Oğlunuz ne yapıyor? Kızınız ne yapıyor?” diye soruyordur ve onların da arkadaşlarıyla sosyal etkileşimde bulunmaları gerekir. O halde, endişelerinin ardında yatan budur. “Neden evlenmiyorsun?” sorusunu kötü niyetlerinden sormuyorlardır. Arkadaşlarıyla bir şekilde uğraşmaları gerektiğinden soruyorlardır. Ayrıca mutluluğunuzu da düşünüyorlardır. O halde bunu kabul edin. Bu ilk adımdır. Bunu onlara söyleyin. “Arkadaşların, vs. yüzünden baskı altında olduğunu biliyorum ve beni düşündüğünün farkındayım. Bunu takdir ediyorum.” Sakin olun ve durumu açıklayın, “İşte, bu o kadar kolay değil” gibi şeyler söyleyin ama sükunetinizi yitirmeyin. Fakat bence bu yüzden zorlandıklarının farkına vardığınızı söylemek bile onlar için son derece yardımcı olacaktır. Onları takdir ettiğinizi ve düşündüğünüzü gösterir. Böylece bu küçük bir çocukla annesinin ilişkisinden ziyade, daha insani, insan insana, eşitler arasındaki bir ilişkiye dönüşür.

O halde bu farkındalığa ilişkin olarak, tutunmak ve bırakmamak gereken nedir? Genellikle tutunduğumuz şey hiç verimli bir şey değildir. Bu genellikle “On yıl önce şöyle yapmıştın,” “Otuz yıl önce böyle demiştin” hikayesidir ve buna tutunup kimseye fırsat tanımayız. Bu da – buradaki bağlamımız da işte budur – bu kişilerin şu anda oldukları kişiye konsantre olmamızı engeller, öyle değil mi? Önyargılarımıza tutunuruz – farkındalık, tutkal – “Bu korkunç olacak. Anne babam geliyor” veya “Annemlerle yemeğe gitmem lazım, korkunç olacak” gibi önyargılarımıza tutunuruz. Önyargımızla daha baştan bunun korkunç olacağına karar veririz; bu da bizi gerer, öyle değil mi? O halde bu yanlış farkındalığı bırakın. O zaman “İşte onların nasıl olduğunu görmek için bir fırsat. Bu duruma, önyargılarımdan bağımsız olarak, durumun ilerleyişine göre yanıt vereceğim” şeklinde doğru farkındalığı uygularsınız.

Farkındalık hakkında başka sorunuz var mı? Bu gerçekten çok önemli bir konu.

Katılımcı: Örneğin televizyonda futbolla ilgili farkındalık sahibi olurken, market alışverişi yapmak ve temel işler konusunda farkındalık sahibi olmadığımız şeklinde yanlış türdeki farkındalıktan bahsettiniz. Fakat geçmişteki büyük öğretmenlerin yaşamlarını okuduğumuzda, bu son derece derin bir eğitimden geçmiş ve çok yüksek seviyede idrake ulaşmış varlıklar olan kişilerin pratik yapmak haricinde herhangi bir şey yapmaktan neredeyse bütünüyle aciz olduklarını görüyoruz. Onlar tüm bu temel işleri yapamıyorlardı. Peki biz bu hassas dengeyi nasıl tutturabiliriz?

Alex: Ben yirmi dokuz yıl boyunca Hindistan’da büyük Tibetli ustalarla yaşadım. Onlarla çok zaman geçirdim. Elbette bireysel farklılıklar var ama ben son derece gelişmiş olan ustaların pratik konularda da son derece becerikli olduklarını gördüm. Her şey kişinin kendi kişiliğine bağlıdır. Eğitimin kendi başına kişiyi pratik yaşamla baş etmekten aciz kıldığını söylemek mümkün değildir. Genel olarak, bazı kimseler çok pratik değildir; diğerleri ise son derece pratiktir. O yüzden evet, ben de müthiş pratik olmayan bazı büyük ustalar tanıdım ama kişisel olarak etkileşimde bulunduklarımın bir çoğu ayakları son derece yere basan kişilerdi.

Geshe Wangyal büyük bir Kalmuk Moğolu gesheydi; Amerika’da beraber olduğum ilk gesheydi. Amerika, New Jersey’de onunla birlikte yaşayan bazı öğrencileri vardı ve onlara yalnızca Budist Dharma’yı değil, aynı zamanda dikiş dikmeyi, kendi giysilerini yapmayı, yemek pişirmeyi, ev inşa etmeyi de öğretirdi. Müthiş pratik biriydi. Yahut esas öğretmenim olan Serkong Rinpoche son derece karmaşık sorunları çözmesiyle ve bunlarla baş etme yöntemleriyle bilinirdi. Örneğin bir köyde veya ailede insanlar pratik tavsiyeler için hep onu görmeye gelirdi. Dalai Lama’nın kendisi de programı konusunda, bir şeylerle baş etmek konusunda son derece pratiktir.

Elbette yalnızca mağaralarında kalıp, sürekli meditasyon yapan ve kendisine türlü figürler – dakalar, dakiniler ve tanrılar – görünen ustalarla ilgili anlatılar okuyabilirsiniz. Bir anlamda hiç de pratik olmayan örnekler vardır. Fakat ben çoğunluğun böyle olduğunu kesinlikle düşünmüyorum.

Katılımcı: Kimi yıkıcı niyetleri durdurmaktan bahsederken, bunun hislerimizi bastırmak ve bu konuda, hislerimizi bastırmak konusunda nevrotik olmak anlamına geleceğini düşünebiliriz. Peki bununla nasıl daha dengeli bir şekilde baş edebiliriz?

Alex: Burada söz konusu olan yaklaşım öfkelendiğinizde bunu bastırmaya çalışmak ve bunu içinizde tutmak değildir. Burada yapmaya çalıştığımız şey öfkenin sebebinden kurtulmaktır ki öfke de kalmasın. O halde bu oldukça farklı bir şey.

Eğitimin ilk düzeyinin, ilk pratiğin kendine hakimiyet olduğu doğrudur. Etik öz disiplin de bu demektir; kendine hakimiyet demektir. O halde, söz gelimi, öfkelenebilir ve size bağırıp çağırmak isteyebilirim. İyi bir örnek vereceğim. Diyelim ki iki yaşında küçük bir çocuğunuz var ve ondan size bir bardak su getirmesini istediniz. Size suyu getirir ve getirirken de döker; siz de öfkelenirsiniz: “Suyu halıya döktün (ya da suyu bilgisayara veya kağıtlarımın üzerine) döktün.” Öfkelenirsiniz ve içinizden çocuğa bağırıp çağırmak, hatta vurmak gelir. O zaman burada iki farklı yol vardır. Yapılacak ilk şey kendine hakim olmak ve çocuğa vurmamak ya da bağırıp çağırmamaktır. Kendine hakimiyet temelinde, şunlardan birini yapabilirsiniz:

  • Öfkeyi bastırıp içinizde tutabilir ve çocuğa çok sinirlenip genellikle ona karşı çok ters bir tavır takınabilirsiniz.
  • Yahut durumu analiz edip “Esasında buna sebep olan benim üşengeçliğimdi çünkü kalkıp suyu kendim almadım. İki yaşında bir çocuktan bana su getirmesini istersem ne bekleyebilirim ki? Küçük çocuklar bir şeyleri döküp saçar; ayakları takılır, dikkat etmezler. Çocuğuma bağırırsam ya da vurursam ağlar, olay çıkarır ve durum iyice beter olur.

O halde yalnızca öfkeyi bastırıp içeride tutmak yerine, onu eritip çözebiliriz çünkü aslında öfkelenmek için sebep olmadığını görürüz. Sonra da korkunç bir olay çıkarmadan (çocuğun ağlamasına yol açmadan, vs.) çocuğa sakince “Lütfen daha dikkatli ol. Bak ne oldu” gibi şeyler söyleyebiliriz.

Başka soru var mı?

Katılımcı: Bu farkındalık için alıştırma yapmak konusunda pratik tavsiyeleriniz var mı? Bu faydalı şeyler hakkında farkındalığı korumak son derece güç ve biz de sürekli kaybediyoruz. O zaman bunu kaybetmemek için yapabileceğimiz pratik alıştırmalar var mı?

Alex: Farkındalığı korumak için yapılabilecek pratik alıştırmalar, dediğim gibi şunlardır:

  • Niyet. Yani hatırlamaya çalışmak için güçlü bir niyet benimsemek.
  • Aşinalık. Aşinalık şu demektir: not alıyorsanız veya bunu web sitemde okuyorsanız, tekrar tekrar okursunuz. Okulda bir şeyi nasıl öğrenirsiniz? Altı kere yedi – bunu nasıl öğrenirsiniz? Hatırlayana kadar tekrar edersiniz. O halde bu da aynı süreçtir. Dil öğrenmek de öyle. Aynı süreç söz konusudur. Bu yalnızca tekrarlamakla, aşinalıkla, davranışlarımız bağlamında da bu niyetle olur.
  • Bir de farkındalığınızı yitirdiğinizde bunu saptamak ve dikkatinizi toplamak, zihinsel hakimiyetinizi yeniden sağlamak için tetikte olma becerisini, yani alarm sistemini kullanırsınız.

Tüm bunlar benim sevecen tutum (Tib. bag-yod) dediğim şeye dayanır. Nasıl davrandığınızı ve davranışınızın başkaları ve kendiniz üzerindeki etkisini umursarsınız. Bunlar umurunuzda değilse – “Umurumda değil. Ne yaptığımı veya nasıl davrandığımı kesinlikle umursamıyorum” derseniz – farkındalığı koruyamazsınız; hiçbir disiplin sahibi olamazsınız. Peki neden umursayasınız? Umursamanız gerekir çünkü insansınız. Annem de babam da insandır. Mutlu olmak isterler. Mutsuz olmak istemezler. Onlarla konuşma tarzım, onlara davranış tarzım onların hislerini etkiler; onların da bana karşı davranışlarının ve benimle ilişkilerinin benim hislerimi etkilediği gibi. O halde onları umursarım. O zaman farkındalığınızı ve bu farkındalığı yitirip yitirmediğinizi saptamak için bu tetikte olma becerisini koruyabilirsiniz.

Kendi geliştirmiş olduğum ve web sitemde bulunan duyarlılık eğitiminin en temeli de budur; bu başkalarının hisleri, kendi davranışlarımın başkaları üzerindeki etkisi hakkındaki duyarsızlığı veya aşırı duyarlılığı, aşırı kaygılanma durumunu yenmemize yardımcı olacak bütün bir programdır. Gerçekten de davranışlarımızın başkaları ve kendimiz üzerindeki etkisini ve başkalarıyla ve kendimizle olan bitenlere dair gerçek durumu dengeli bir biçimde – ne çok fazla ne çok az – umursarsak, farkındalığı koruyabiliriz çünkü bunun için bir sebebimiz olur.

Kendimizi gerçekten incelememiz gerekir. Motivasyonumuz nedir? Motivasyonumuz “İyi bir kız (veya iyi bir çocuk) olmak istiyorum ki anne babam beni sevsin” ise, bu son derece çocukçadır, öyle değil mi? Bir öğretmenimin kullandığı ve gerçekten çok sevdiğim bir imge var. “Tek istediğim iyi bir çocuk (veya iyi bir kız) olmak; böylece kafamı okşarlar, ben de kuyruğumu sallarım” – bilirsiniz, köpek gibi. İstediğiniz bu mudur? Bu aptalcadır. O halde farkındalık sahibi olmak, disiplin sahibi olmak, vs. için doğru bir sebep olması gerekir ve bence bu sevecen tutum bu temeli teşkil eder. Sekizinci yüzyılda yaşamış büyük Hintli Budist usta Shantideva da bunu bu şekilde açıklar.

Doğru Konsantrasyon

Pekala, devam edelim. Sekiz aşamalı yolda konsantrasyon bağlamında uyguladığımız üçüncü pratiğe doğru konsantrasyon (yani konsantrasyon) denir. Bu bilfiil zihnimizi bir nesneye odaklamaktır. O halde yapmamız gereken, konsantre olmak istediğimiz şeyi bilfiil yakalamaktır. Onu bir kez yakaladığımızda, farkındalık onu orada tutar ve böylece onu yitirmeyiz. Fakat öncelikle nesneyi yakalamak; işte konsantrasyon tamamen bununla ilgilidir.

Konsantrasyonumuz kusurlu olduğunda, söz gelimi biriyle konuşuyorsak, dikkatimizi o kişiye odaklamayız bile. Bu konsantrasyonu, bu zihinsel odaklanmayı sağlamak için dikkat becerisini kullanmak gerekir. Yoksa demektir ki umurumda olmayabilir veya söyleyeceğinizle ilgilenmiyorumdur; bu yüzden dinlemem bile; söylediğinize konsantre olmam. Yahut çok meşgulümdür, vs.

Ayrıca günümüzde gerçekten de geçmiştekinden çok daha fazla yaşadığımız bir şey de dikkatimizin bölünmüş olmasıdır; bu yüzden hiçbir şeye bütünüyle konsantre olamayız. Televizyonda haberlere bakacak olursanız – burada televizyon var mı bilmiyorum (belki vardır) – televizyon veya bilgisayar ekranının ortasında haberleri sunan kişi bulunur ama bunun hemen altındaki altyazılarda farklı haberler geçer ve belki de köşede Facebook mesajlarınızı görüyorsunuzdur ya da başka bir şeyler vardır ve bunlardan hiçbirisine bütün dikkatinizi vermez veya bütünüyle konsantre olmazsınız. O halde “Ben aynı anda birden çok işi yapabilirim” desek bile kimse, Buddha değilse, aynı anda yaptığı bütün bu işlere %100 konsantre olma kapasitesine sahip değildir.

Örneğin biri bizimle konuşmaya çalışırken bizim zihinsel odağımız cep telefonumuzdadır. Bu yanlış bir zihinsel odaklanmadır çünkü bu kişi bize bir şey sormaktadır ve biz dikkat etmiyoruzdur. Dikkatimiz dağınıktır veya çok meşgulüzdür – “Ah, çok meşgulüm” – ve başka birinin yaptıklarına ya da söylediklerine veya bizden bir tür etkileşim veya yanıt bekledikleri zaman bu taleplerine dikkat bile etmez, konsantre olmaz, zihnimizi odaklamayız.

Günümüzde giderek daha çok yaşadığımız bir diğer şey de zihnimizi bir şeye odakladığımızda dahi bunu sürdürmenin çok güç olmasıdır. Her şeyin çok hızlı bir biçimde değişmesine ve birbiri ardına bir şeylere bakmaya alıştığımız için hemen sıkılır ve dikkatimizi uzunca bir süre boyunca korumakta zorlanırız. O halde bu tür konsantrasyon – yalnızca birkaç saniye boyunca şuna konsantre olmak, birkaç saniye boyunca buna konsantre olmak, birkaç saniye de şuna konsantre olmak – engel teşkil eder. Bu yanlış konsantrasyondur. Doğru bir şekilde konsantre olabilmek istiyorsak, gerektiği kadar uzun bir süre boyunca konsantre olabilmemiz, ilgimizi yitirdiğimiz için sıkılıp başka şeye geçmememiz gerekir.

Gördüğünüz gibi, sorun oyalanmak istememizdir. Oyalanarak elde edeceğimiz anlık zevkin bizi tatmin edeceğini düşünmek de bir yanlış farkındalık örneğidir. Tatmin olacağımızı düşünürüz ama hep daha fazlasına susarız. Neden oyalanmamız gereksin? Sosyal bilimciler yapabileceğimiz, bakabileceğimiz şeylerle ilgili ne kadar çok olasılık olursa – internet de bize sınırsız olasılık sunar – o kadar sıkıldığımızı ve oyalayıcı bir şey bulmanın da bir o kadar zorlaştığını keşfetmiştir. Bir şeye bakarsınız ve “İyi ama belki bundan daha eğlenceli bir şey bulurum” diye düşünür ve başka bir şeye geçersiniz; böylece hiçbir şeye odaklanmaz, konsantre olmazsınız. O halde, zor da olsa yaşamınızı basitleştirmeye çalışmak, aynı anda bu kadar çok şeyle birden meşgul olmamak son derece faydalıdır; konsantrasyonunuz geliştikçe, uğraşabileceğiniz ve başa çıkabileceğiniz şeylerin kapsamını da genişletebilecek hale gelirsiniz.

Konsantrasyon sahibiyseniz ve bu iyi konsantrasyonsa, o zaman buna konsantre olabilir, sonra şuna konsantre olabilir, ondan sonra da şuna konsantre olabilirsiniz ama bunu her defasında bir tanesine konsantre olarak, dikkatiniz dağılmadan yaparsınız. Bir örnek vermek gerekirse, doktorları düşünelim. Doktor hastalarını birbiri ardına görür. Doktorun bir hastayla beraberken bu süre boyunca o hastaya konsantre olması ve aklının ne bir sonraki ne de bir önceki hastada olması gerekir. O halde bir doktor gün içerisinde pek çok hastayı görebilse de, her bir seferde bütünüyle tek bir şeye konsantre olur. Bu da konsantrasyon için çok daha iyidir.

Bunun son derece zor bir iş olduğunu söylemeliyim çünkü kendimden biliyorum; web sitesini idare etmek, bütün bu farklı dillerle uğraşmak, vs. gibi o kadar çok sayıda farklı işle uğraşıyorum ki tek bir şeye yoğunlaşmak son derece güç oluyor; aynı anda o kadar çok şey geliyor ki. O halde en zoru tek bir şeye odaklanmak ve yapılması gereken başka bir şeyi düşünerek dikkatin dağılmasına izin vermemek ama bu arada farkındalığı korurken yapılması gereken başka işler olduğunu da unutmamaktır. Komplike bir işte çalışan herkes bunu yaşar.

Pekala. Devam edelim ki programımızın süresini aşmayalım. Fakat doğru konsantrasyonu geliştirmek konusunda son bir şey söylemek istiyorum: Budist öğretilerde hep daha iyi konsantrasyon geliştirmeye yönelik belirli aşamalar olduğunu görürüz ve bence bu Budist bilimin parçası olarak kabul edilebilir – nasıl hep daha fazla konsantrasyon geliştirebiliriz?

Ayırıcı Farkındalık Konusunda Alıştırma Yapmak

Şimdi doğru ve yanlış olanı, faydalı ve zararlı olanı birbirinden ayırmaya yönelik ayırıcı farkındalığa gelelim. Bunun için sekiz aşamalı yolun son iki pratiğinden bahsedeceğiz:

  • Doğru bakış açısı (Tib. yan-dag-pa’i lta-ba).
  • Doğru niyet veya motive edici düşünce (Tib. yan-dag-pa’i rtog-pa).

Doğru bakış açısı doğru ve yanlış arasında, yararlı ve zararlı olan arasında doğru bir ayrım yapmaya dayanarak bir şeyin doğru olduğuna inanmaya ilişkindir. Doğru motivasyon düşüncesi veya niyet ise bunun sonucunda elde ettiğimiz yapıcı zihin durumudur.

Yanlış Bakış Açısı

Doğru bakış açısı diyorduk. Doğru ya da yanlış ayırıcı farkındalığa sahip olabiliriz (faydalı ve zararlı olan şeyler arasında ayrım yapabilmekten bahsediyoruz):

  • Doğru bir şekilde ayrım yapıp bunun doğru olduğuna inanabiliriz.
  • Yahut yanlış bir şekilde ayrım yapıp bunun doğru olduğuna inanabiliriz.

O halde yanlış bakış açısı yanlış ayrımda bulunup buna inanmak, doğru bakış açısı ise doğru ayrımda bulunup buna inanmaktır.

Yanlış bakış açısına örnek vermek gerekirse, bazıları yıkıcı bazıları ise yapıcı olan eylemlerimizin hiçbir etik boyutu olmadığını ileri sürerek buna inanmak ve bunların yaşadıklarımız anlamında hiçbir sonucu olmadığını zannetmektir. Bu pek çok kişinin sahip olduğu bir zihniyet olan “fark etmez” zihniyetidir. “Bir önemi yok. Hiçbir şeyin bir önemi yok. Fark etmez. Bunu yapsam da yapmasam da bir önemi yok. Fark etmez.” Bir önemi olmadığı düşüncesi, yanlış bir düşüncedir. Sigara içip içmediğinizin bir önemi vardır. “Eh işte, fark etmez. Bir önemi yok.” Oysa önemlidir. Sigara içerseniz, bunun sağlığınız için olumsuz sonuçları olacaktır. Sigara içmezseniz, iyi ihtimalle bu gibi sonuçlarla karşılaşmazsınız.

Yahut kendimizi geliştirmenin ve kusurlarımızı yenmenin yolu olmadığına inanmak; o halde neden uğraşalım ki? Durumunuzu değiştirmek için elinizden bir şey gelmeyeceğini düşünmek yanlış bir ayrımda bulunmaktır. Öyle değil mi? Daima yapabileceğimiz bir şey vardır. Hiçbir şey beton gibi hareketsiz, sabit değildir.

Yahut başkalarına karşı iyi olmanın veya yardımcı olmanın hiçbir anlamı olmadığını, o zaman herkesten faydalanmaya çalışmak ve mümkün olduğunca kazanç elde etmek gerektiğini düşünmek ve yanlış ayrımda bulunarak bunun mutluluk getireceğini sanmak. Bu mutluluk getirmez. Çatışma, kıskançlık, başkalarının sahip olduklarımızı çalacağına dair kaygı, vs. getirir.

Yanlış ayrımın o kadar çok farklı türü vardır ki. Söz gelimi, acılarla ve bunların sebepleriyle ilgili olabilir. Örneğin, çocuğumuzun okulu veya işi iyi gitmiyordur veya çocuğumuz bizi görmek istemiyordur – çocuk ister küçük ister yetişkin olsun, bir sorunu vardır. Yanlış ayrım yaparsak, “Hepsi benim yüzümden. Bu anne ya da baba olarak benim hatam” diye düşünürüz. Bu nedenselliğe dair yanlış ayrımda bulunmaktır. Hiçbir şey tek bir sebeple meydana gelmez veya olmaz. Her şey çok ama pek çok sebebin ve koşulun bir araya gelmesiyle meydana gelir, tek bir tanesiyle değil. Soruna katkıda bulunmuş olabiliriz ama bunun tek sebebi değilizdir. Hatta bazen sorunun sebebi bile değilizdir – bu tamamen hatalı bir düşüncedir. Örnek olarak, aklıma oldukça rahatsız bir kimse geliyor: bir futbol oyununa gitmişti ve tuttuğu takım kaybetti; bu kişi takımın kaybetmesinin tek sebebinin kendisinin oyunu izlemeye gitmesi olduğunu ve bu yüzden uğursuzluk getirdiğini düşünüyordu: “Takım benim yüzümden kaybetti.” Bu çok gülünçtür ve nedenselliğe dair yanlış bir ayrımda bulunmaktır.

Doğru Bakış Açısı

O halde doğru ayırıcı farkındalık çok çok önemlidir ve bunun için gerçekliği, örneğin gerçek nedenselliği, yani olup biteni etkileyen pek çok sebep ve koşul olduğunu öğrenmemiz gerekir. Hava durumu gibi – onu etkileyen o kadar çok unsur vardır ki; sadece bir veya iki şeyden etkilenmez. O halde “Ben Tanrı gibiyim; tek yapmam gereken parmağımı şıklatmak; bu çocuğumla olan her şeyi veya iş durumumla ilgili her şeyi değiştirecek” gibi yanlış düşüncelere kapılmamak gerekir. İşler böyle yürümez.

O halde doğru ayırıcı farkındalık budur. Sağduyu ve zeka gerektirir. Elbette konsantrasyon kullanarak sürekli doğru ayrım becerisine yoğunlaşmamız gerekir. Bunu yapmak için de disiplin gerekir. O halde bunlar elele gider.

Doğru Niyet

Sonuncusu ise doğru niyet anlamına gelen doğru motive edici düşüncedir. O halde faydalı olan ile zararlı olan, gerçeklik olan ile olmayan arasında doğru ayrım yapmak hareket etme ve konuşma tarzımızı ve her şey hakkındaki tutumumuzu da etkiler. Bu, yanlış motive edici düşünce (veya yanlış niyet) ve doğru motive edici düşünce olarak açıklanır. O halde bunların ne olduğuna bakalım

Bedensel Arzu

Yanlış bir motive edici düşünce durumunda motive edici olan bedensel arzu, hasretle arzulama ve duyu nesnelerine bağlanma – hoş şeyler, müzik, güzel yemek, güzel elbiseler, vs. – söz konusudur çünkü en önemlisinin bu olduğuna dair yanlış bir ayrımda bulunmuşuzdur. Oysa ki doğru ayrımda bulunmuşsak, itidal sahibi oluruz. İtidal burada duyu nesnelerine bağımlılık geliştirmeyen dengeli bir zihin anlamına gelir.

Peki o zaman, bir örnek verelim. Yanlış ayrımda bulunmak “Bugün akşam yemeğini nerede yiyeceğimiz ve yemekte ne yiyeceğimiz gerçekten çok ama çok önemli. Doğru yeri seçip menüden doğru yemek tercihinde bulunursak çok mutlu olacağım” diye düşünmek olur. O zaman bu konuda çok endişelenir ve “Bu akşam nerede yiyeceğiz?” diye düşünmekten konsantre bile olamazsınız. Oysa ki doğru ayrımda bulunmuşsanız – “Esasında o kadar da önemli değil. Hayatta bu akşam yemekte ne yediğimizden veya televizyonda ne olduğundan çok daha önemli şeyler var” – dengeli bir zihne sahip olursunuz. “Fark etmez. O kadar da önemli değil. Bir yer bulup yeriz, olur biter.” Bu itidale, dengeye sahip olursunuz.

Garez

Daha sonra, ikinci yanlış motive edici düşünce veya niyet, garezdir; yani bir kimsenin canını yakma, ona zarar verme dileği. Örneğin biri bir hata yapar – çocuğunuz suyu veya çayı bilgisayarınızın üzerine döker; siz de “Kötü çocuk. Çok kötüsün” dersiniz. Bu şekilde iyi ve kötü ayrımıyla düşünmek yanlış ayrımcılıktır. “Kötüsün ve seni cezalandırmak lazım.”

Saçma bir şekilde iki yaşındaki çocuğun yetişkin gibi sorumluluk duygusuyla hareket edeceğini düşünerek yanlış ayrımda bulunmuşuzdur. Bu açıkça yanlış ayrımda bulunmaktır. İki yaşındaki çocuk bütün tren yolculuğu boyunca sessizce oturup yetişkin gibi mi davranacaktı? Bu saçmalıktır. Fakat bu şekilde yanlış ayrımda bulunursanız gerçekten öfkelenip koridorda aşağı yukarı koşarak trende gürültü yapan çocuğa vurmak isteyebilirsiniz. Oysa doğru ayrımda bulunursanız, yardımseverlik duygusunu geliştirirsiniz. Bu başkalarına yardımcı olma, onlara mutluluk verme isteğidir. O zaman hazırlık yaparsınız. Çocukla uzun bir tren yolculuğuna çıkacaksanız onu oyalamak için bir şeyler, örneğin boyama kitabı getirirsiniz. Bu iyi niyet güçlü olmayı, bağışlayıcılığı ve sevgiyi (karşımızdakinin mutlu olması dileği) içerir. Çocuk bir hata yapıp gürültü çıkarırsa, ona karşı kin tutmayın. Bu zihin durumunu muhafaza etmek için bağışlayıcı ve güçlü olun.

Zalimlik

Üçüncü türde yanlış motive edici düşünce ise zalimlikle dolu bir zihindir. Bunun farklı boyutları vardır:

  • Holiganlık, holigan olmak: başkalarının acı çekip mutsuz olmalarını dilediğimiz zalimce bir şefkat yoksunluğudur. Karşı futbol takımının taraftarlarının korkunç olduklarını, holigan gibi davranıp onlarla kavga edebileceğimizi ve diğer takımı tuttukları için onlara zarar verebileceğimizi düşünerek ayrımcılık yaparız. Bu ne kadar da aptalca bir ayrımdır.
  • Bunun ikinci bir çeşidi de kendinden nefret etmektir. Bu, kendi kendimizin mutluluğunu istemediğimiz ve bu yüzden kendi mutluluğumuzu baltalayıp kendimize zarar verdiğimiz zalimce bir sevgi yoksunluğundan kaynaklanır. O zaman yanlış bir şekilde “Ben işe yaramam. Kötü biriyim. Mutlu olmayı hak etmiyorum” ayrımında bulunur ve sağlıksız ilişkilere girmek, sağlıksız alışkanlıklar geliştirmek suretiyle kendimizi bir nevi cezalandırırız. Aşırı yemek yiyip obez olan kişiler genellikle kendilerine karşı nefretle doludur. Kendilerine karşı son derece olumsuz bir tutuma sahip olurlar. Kendilerine bir eş bulmak isteseler de, hep daha fazla yemek ve böylece giderek daha az çekici hale gelmek suretiyle kendilerini sabote ederler; iki yüz, üç yüz kilo olunca da asla kendilerine eş bulamazlar.
  • Sonuncusu ise sapkın bir haz duymaktır. Başkalarının acı çektiğini görmek veya duymaktan zalimce bir zevk almaktır. “Bu siyasetçi çok kötü. Korkunç bir insan” şeklinde ayrımda bulunursunuz; seçimi kaybettiğinde sevinirsiniz: “Ne iyi, kaybetti.” Yahut sevmediğimiz birinin başına kötü bir şey gelir ve “Bunu hak etti” diye düşünürsünüz. O zaman da yine bazı kimselerin kötü oldukları, cezalandırılmayı ve işlerinin kötü gitmesini hak ettikleri, başkalarının, bilhassa kendimizin ise her işinin iyi gitmesi gerektiği gibi yanlış bir ayrımda bulunuruz.

O halde doğru ayrıma dayanan doğru motive edici düşünce şiddet içermeyen, zalimce olmayan bir tutumdur. Bu yalnızca öfkelenmemek değil, soğukkanlılıktır. Rahatsız olmazsınız. Acı çeken başkalarına zarar vermeyi veya onları sinirlendirip rahatsız etmeyi dilemediğiniz zihin durumudur. Doğru bir ayrımda bulunuruz: “O da insan olarak mutlu olmak ister, mutsuz olmak istemez. Benimle aynı şekilde mutlu olma ve mutsuz olmama hakkına sahiptir.” Bu doğru ayrıma dayanarak, onların canını yakmamak isteriz. Başlarına kötü bir şey geldiğinde mutlu olmayız. Onları sinirlendirmek veya canlarını sıkmak istemeyiz. Buna ek olarak şefkat de söz konusudur – acılarından ve acılarının sebeplerinden azat olmaları dileği – çünkü herkesin acı çektiğini, kimsenin acı çekmek istemediğini ve kimsenin acı çekmeyi hak etmediğini görürüz. İnsanlar hata yaptığında bunun sebebi zihinlerinin karışık olması ve yanılmış olmalarıdır; kötü olmaları değildir. Doğru ayrım yapma ve doğru motivasyon düşüncesiyle birlikte bizi doğru söz söylemeye, doğru eylemde ve doğru harekette bulunmaya iten niyete sahip oluruz.

Sekiz Etmenin Birlikte Düşünülmesi

O halde bu sekiz etmen veya sekiz aşamalı yol birlikte düşünülmelidir:

  • Doğru bakış açısı ve motive edici düşünce pratik için gereken doğru temeli sağlar; böylece doğru sözü, doğru eylemi, doğru geçim sağlama tarzını pratik ederiz. Davranışlarımızın etkisi ve başkalarının durumu anlamında doğru olanı diğerlerinden ayırırız, vs. Niyetimiz onlara zarar vermek değil, yardım etmektir ve dolayısıyla onlara karşı yıkıcı veya zararlı bir biçimde konuşmamak, davranmamak veya iş yapmamak için gereken disipline sahibizdir. Bu gayet mantıklıdır ve genel çerçeveye uygundur.
  • Bu en iyi temele dayanarak, kendimizi iyileştirmek, daha fazla iyi nitelik geliştirmek ve bedenimiz ve hislerimiz hakkında tuhaf fikirlerle dikkatimizin dağılmaması için çaba göstermeye çalışırız. Sonra da faydalı bir şeye yoğunlaşmak veya daha iyi nitelikler geliştirmeye çalışmak için konsantrasyon kullanırız ve bu konsantrasyonu kullanmak için de doğru ayırıcı farkındalık ile bundan kaynaklanan doğru niyetten faydalanırız.

O halde bunların hepsi birbirine bağlıdır.

Tercüman: Özür dilerim. Faydalı niteliklerden sonrasını kaybettim.

Alex: Daha iyi nitelikler geliştirmeye yönelik çabalarınıza yoğunlaşır ve konsantre olursanız, elbette bunu doğru ayırıcı farkındalık konusunda da uygulayabilirsiniz. Neyin faydalı, neyin zararlı olduğunu daha derin bir düzeyde görebilirsiniz ve böylece bunu uygulamaya koyma niyetiniz de daha da kuvvetlenir.

O halde bu üç alıştırma ve sekiz aşamalı yol sırayla sunulabilse de – bunları birçok farklı sırada sunmak da mümkündür – nihai amaç bunların hepsini birleşik bir bütün olarak uygulamaya koyabilmektir.

Sorular ve Yanıtlar

Son sorular için birkaç dakikamız daha var.

Katılımcı: Yanlış bakış açılarından birinin bir şeyi değiştirmekten aciz olduğumuz görüşü olduğunu söylediniz.

Alex: Kendimizi değiştirmekten aciz olduğumuz.

Katılımcı: Buddha her şeyin birbirine bağlı olduğunu söylerdi. Birbirine bağlı olan pek çok farklı şey vardır ve bizler bu sistemin bütününü anlayamayız; herhangi bir durumun önceki durumla bağlantısız olarak ortaya çıkması imkansızdır. O zaman güncel durumumuzun geçmiş durumumuza, önceki durumumuza bağlı olduğu ve aynı zamanda gelecek durumumuzun da nedenlerinden biri olacağı sonucuna varabiliriz. O halde şöyle bir soru sorulabilir: Tüm bu mekanizma içerisinde hür iradeye yer var mıdır? Budizm bize bu mekanizmanın dışına çıkma durumuyla baş etmenin herhangi bir yolunu gösterebilir mi?

Alex: Burada söz konusu olan çok ama pek çok etmen vardır. Hür iradeyi düşünecek olursanız, hür irade herhangi bir şeyi sebep olmadan yapabileceğiniz anlamına gelir. Bu imkansızdır. Her şey sebeplerden ve koşullardan doğar, bu doğru ama bu durum bilfiil bir şey yapmak konusunda hiçbir çaba (irade) gösteremeyeceğimiz anlamına gelmez.

Çaba gösterirsek, elbette bunun bir sebebi vardır. Tabii ki bunun sebepleri ve koşulları bulunur ama bu aşırı uca kaçmamalıyız. İki aşırı uç vardır:

  • Kesinlikle her şeyi tamamen sebepsiz yere yapabilirsiniz;
  • ya da yapabileceğiniz hiçbir şey yoktur çünkü her şey zaten önceden belirlenmiştir.

Bu iş böyle değildir. Buna bir şeyler için çaba göstermek ve seçimlerde bulunmak, vs. şeklinde bakmamız gerekir. Şöyle bir şey söz konusu değildir: İşte tüm seçimlerden ayrı olarak mevcut olan ben ve işte önündeki tüm seçenekler, aynı bir menüdeki gibi; ben de bunlar arasından ne yapacağımı seçeceğim.

Duruma böyle ikicil şekilde bakmak yanlıştır; şeyler bu şekilde var olmaz. Kişi bir şeyler yapar – sadece yaparsınız – ve bunu çaba sarf ederek yapar. Ruhani öğretmenler, öğretiler, Buddhalar, vs. bu konuda esin kaynağı olabilir; bu da bize yardımcı olabilir. Bunlar bize yardımcı ve esin kaynağı olursa, bu da yine sebeplerden ileri gelir.

O halde buradaki sorun hür irade veya belirlenimcilik şeklindeki bu iki kategoriyi düşünmektir. Bu yanlış ayrımdır. Seçeneklerini bir menüden seçebilen veya durağan bir konumda takılmış ve asla değişmeyen hakikaten var olan bir ben düşünmeye dayanır. Bu iki kategori dahilinde analiz etmeye çalışmak tamamen yanlıştır çünkü bu iki kategorinin ikisi de gerçekte yoktur.

Fakat sorunuz çok derin bir soru ve çok kolayca yanıtlanabilecek veya basit bir yanıtla geçiştirilip “Ha tamam, anladım” denebilecek bir şey değil. Bu, nedensellik hakkında ve neden sonucun boşluğu denilen şey hakkında, yani neden-sonucun esasında nasıl işlediği hakkında gerçekten çok derin bir düşünme ve derin bir anlayış gerektirir. Bunun anahtarı nedenselliği ikicil bir şekilde düşünmemek; yani tüm süreçten ayrı olup seçme iradesine sahip olan veya bir şeyi başka bir şey sebebiyle yapmaya mecbur olan bir ben varmış gibi yapmamaktır. Bir satranç taşı, bir piyonmuşum ve benim dışımda olan belirlenimci şeyler tarafından idare ediliyormuşum gibi düşünmemek gerekir. Bu da son derece ikicil bir düşünme tarzıdır ve bu konudaki sorun da budur; bu ikiciliktir.

Peki, başka bir şey var mı? Son bir soru alalım.

Katılımcı: Yalnızca başkalarına karşı değil, kendimize karşı da şefkatli olmak gerektiğinden ve bunu aynı zamanda düzgün beslenme, yeterli uyku ve yeterli egzersiz anlamında da anlamak gerektiğinden bahsettiniz. Fakat okuduğumuz metinlerde inzivaya çekilmiş, bedenleri uzun saatler boyunca oturma pozisyonunda kaskatı duran ve düzgün yemeyen, yeterince uyumayan yüksek seviyede idrake ulaşmış uygulayıcılardan bahsediliyor. O halde bu ikisi arasındaki ilişki nedir? Bazı öğrenciler onların yaptıklarını yapmaya çalışıyor.

Alex: Evet, bu çok büyük bir hata. Buna bir tilkinin aslanın zıpladığı yere zıplamaya çalışması diyoruz. Milarepa’yla veya bu büyük ustalardan herhangi biriyle aynı seviyede olduğumuzu düşünmek tamamen kibirliliktir, değil mi? O seviyede değiliz; o halde onların yaptığını taklit etmeye çalıştığımızda kendimize zarar vermekle kalırız. Onların ulaştığı düzeye ulaşmak istiyorsak, gerçekçi olmak gerekirse, bu düzeye gelmek için adım adım alıştırma yapmak gerekir.

Çok gelişmiş bir konsantrasyon seviyesine ulaştığınızda, fiziksel ve zihinsel zindelik ve esneklik denilen duruma ulaşırsınız. Yani katı değilsinizdir. Beden katı değildir. Ayrıca bu kişilerin enerjileri ve dolayısıyla bedenleri üzerinde hakimiyetleri vardır ve bu sebeple fazla uykuya ihtiyaç duymazlar. Çok az uyumak onlara zarar vermez. Çok çok az yiyerek çok muazzam bir enerji elde etmeyi bilirler. Demek ki acılar içerisinde kendilerini ihmal ediyor değillerdir. Bu son derece yüksek seviyelere ulaşmanın parçası olarak bu becerilere sahiptirler. Fakat biz bu düzeyde değiliz.

Bu büyük ustaların başkalarına karşı sergiledikleri şeyler, genellikle insanların onları daha iyi anlamalarını sağlamaya yönelik bir tür gösteridir. Ben de kendi öğretmenimin örneğine başvuracağım. Birinci Serkong Rinpoche son derece yaşlı ve pek çokları gibi fazla kiloluydu. Onunla dokuz sene geçirdim; bunun hemen her günü beraberdik ve ayağa kalkması, vs. için ona yardım etmem gerekiyordu. Fakat bir seferinde tüm keşişlerin bir araya gelerek metinleri okuduğu (ki bu metinler ciltlenmemiş sayfalar üzerinde bulunur) ve herkesin farklı bir kısmı yüksek sesle okuduğu bir ayine katıldım. Kutsal Dalai Lama’nın yanında Serkong Rinpoche oturuyordu; ben de onların arkasında bulunuyordum. Kutsal Dalai Lama okurken rüzgar esti ve okuduğu metnin bir sayfası yere düştü. Ayağa kaldırmak için her defasında elimi uzatıp kendime doğru çekmem gereken Serkong Rinpoche ise yirmi yaşında bir delikanlı gibi ayağa fırlayarak kağıdı yakaladı ve Dalai Lama’ya geri verdi. Demek ki ayağa kalkmak için yardıma ihtiyacı olması da göstermelik bir şeydi. Kendi kendine kalkabildiği açıktı.

Daima tek başına bir odada yatardı. Fakat onunla beraber seyahat ettiğimiz bir seferde, onunla birlikte olan Tibetli yardımcısı için ayrı bir oda ayarlanmamıştı; bu yüzden Rinpoche’yle yardımcısının bir odayı paylaşmaları gerekmişti. Rinpoche herkes yatmadan hemen önce yatardı ve herkes uyuduğunda ise kalkıp – yardımcısı kalktığını görmüştü – (yaşlı ve şişman bir adamın yapabileceğini tahmin bile etmediğiniz) meditasyon ve Naropa’nın altı yogasının egzersizlerini yapardı. Sonra da sabah herkes kalkmadan hemen önce yatar ve bütün gece uyumuş gibi yapardı.

O halde böyle şeyler de vardır. Başkalarına sıradan insanlar oldukları izlenimini verirler ama tüm niteliklerini saklarlar. Büyük lamalar böyledir; en azından bazıları. Bu çok esin vericidir. Üç alıştırma ve sekiz aşamalı yolla bu aşamaya gelmek için kendimizi geliştirebiliriz. Böyle başlamak gerekir. Bunu yalnızca bu yaşamı iyileştirmeye yardımcı olmak için yapmak mümkün olduğu gibi, daha iyi gelecek yaşamlara, kontrolsüz olarak tekrarlanıp duran yeniden doğuştan ve acılardan kurtuluşa ve aydınlanmaya, başkalarına en iyi şekilde yardımcı olma becerisine erişmeye yardımcı olması için daha derin bir düzeyde yapmak da mümkündür.

Bu da bizi bu dersin sonuna getiriyor. Sizlere faydalı olmasını umarak, çok teşekkür ediyorum.